Fibromiyalji

Merhaba, Uzun süredir devam eden adele ağrılarıma ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından fibromiyalji teşhisi kondu. Fibromiyalji tedavisinde kaplıcayı öneriyor musunuz? Bilgi için teşekkürler. İyi çalışmalar Demet Ersoy

Demet hanım öncelikle geçmiş olsun. Fibromiyalji çok ciddi bir hastalık olmasına karşın nöralterapi başta olmak üzere tamamlayıcı tıp yaklaşımıyla çözümü olan bir rahatsızlıktır. Fibromiyaljinin tedavisinde kaplıcanın yeri yoktur. çünkü sorunun kaynağında lenfatik sistemin görevimini tam olarak yapamasından kaynaklanan bir enflamasyon söz konusudur.
Sizi burda Fibromiyalji konusunda birda olsa aydınlatmak istiyorum:

FİBROMİYALJİ SENDROMU (FMS)

 

TANIM VE EPİDEMİYOLOJİ:

Nedeni bir türlü belirlenemeyen ağrılar, psikolojik sorunlar, uyku problemleri, sürekli yorgunluk, bağırsak problemleri ve ağrılı adet görme gibi sebebi bulunamayan hastalıkların varlığında, fibromiyalji olabileceği unutulmamalıdır (6, 7, 8,9).

Fibromiyalji sendromu ilk kez 1906 yılında fibrozitis adı altında tanımlanmıştır. Tüm dünyada toplumun yaklaşık % 2’nde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (9).

HASTALARIN YüZDE 90’A YAKINI KADINDIR! (6,7,9,64)

özellikle 30-60 yaşları arasında sık görülen, iyi huylu ve enflamatuar olmayan bu hastalığın kadınlardaki görülme sıklığı, erkeklere göre çok daha fazladır. Yaşam kalitesini ve konforunu bozan fibromiyalji, kişiyi günlük hayattan alıkoyarak, işgücü kaybına ve yüksek miktarlarda tıbbi harcamalara neden olmaktadır (9, 52).

FMS, etyolojisi tam olarak bilinmeyen, kas-iskelet sisteminde yaygın ağrı şikayeti ve spesifik anatomik bölgelerde hassas noktaların varlığı, uyku bozukluğu, irritabl kolon, sabah sertliği (tutukluk), ellerde ağrı, uyuşma ve subjektif şişlik yakınmaları ile karakterize bir yumuşak doku romatizmasıdır (9, 26, 51, 55, 67, 68).

Bu şikayetlerin yanında psikolojik sorunlar ve sürekli yorgunluk gibi şikayetler de olabileceği gibi, mesane ve bağırsak problemleri de sık sık karşılaşılan sorunlar arasındadır. özellikle bayanlarda eğer adet dönemleri çok ağrılı geçiyorsa ve bel ağrısı basit tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınamıyorsa akla fibromiyalji gelmelidir (33, 52, 67, 69).

Fibromiyalji hastalığı olan gençlerde, yaygın olarak kronik baş ağrıları, anksiyete ve hava koşullarına bağlı olarak kötüleşen belirtiler, mental stres veya yetersiz uyku da görülmektedir. Ayrıca fibromiyaljili hastaların, diğer hastalara göre polikliniklere daha sık başvurdukları ve daha fazla ameliyat geçirdikleri saptanmıştır. Bu nedenle, hastaların karakteristik özelliklerinin bilinmesi, hastalığın tanınması açısından önem taşımaktadır (6, 7, 9, 64).

İşin ilginç tarafı fibromiyalji hastalığı, halk arasında olduğu gibi, konuyla bizzat ilgilenmeyen hekimler tarafından da yeterince tanınan bir rahatsızlık kapsamında değildir. çoğu kez bu tabloyla hekimlere başvuran hastaların rahatsızlığına doğru tanı konulamadığından, hastalar doktor doktor gezmek zorunda kalmaktadırlar.

ETYOPATOGENEZ:

Firomiyalji ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmış olmasına rağmen, hastalığın ortaya çıkmasına ilişkin yeterli veri elde edilemediğinden, nasıl bir hastalık olduğu ve nedenleri tam olarak bilinmemektedir.

FMS’nda görülen ağrının nosiseptif, nöropatik, santral sinir sisteminde ve psikosomatik mekanizmalarda oluşan disregülasyona bağlı olabileceği düşünülmektedir (9, 54, 66).

Yapılan çalışmalarda fibromiyalji hastalarının EEG’lerinde, uyku sırasında anormal beyin dalgalarının olduğu tespit edilmiştir. Bazı kişilerde ise kortizol seviyesinin düşük olduğu belirlenmiştir (1,4, 9).

Stres, kaygı, depresyon veya yetersiz uyku fibromiyaljiye neden olabilmektedir. Kişi kendini çok fazla yorduğunda veya havanın nemli veya soğuk olması durumunda belirtiler daha da ağırlaşabilir. Hastanın stres durumu ile bunun kortizonla olan ilişkisi ve uykudan uyandıktan sonra değişen kortizon seviyesi, fibromiyalji hastalarında en iyi incelenmiş konulardan biridir. Ayrıca fibromiyaljili hastalarda, hipotalamo – hipofizer – adrenal aksta fonksiyon bozukluğu bulunduğu ve bununla ilgili olarak, adrenal cevap azlığı ve ACTH’nın fazla salınımı gibi nöroendokrin bozuklukların oluştuğu bildirilmiştir (Şekil 1 ve Şekil 2)  (9, 26, 27, 52, 55, 67,68, 80, 82).

Fibromiyaljinin sebepleri konusunda daha birçok düşünce ortaya atılmış, bazı virüsler veya hastalıkların görülmesi (romatoid artrit, lupus ve hipotiroidizm gibi) ve trafik kazaları sebep olarak ileri sürülmüştür. Ancak bütün bu etmenlerin asıl neden olmadıkları ve sadece hastalığın altında yatan fizyolojik etkeni uyandırdıkları düşünülmektedir. Böyle bir sendroma neyin sebep olabileceği sorusuna verilecek yanıtın, beyinde bulunan ve bilgi taşıyıcı moleküller de denilen nörotransmitterlerde saklı olduğu fikri hakimdir (9, 64).

Artmış kas straini

Kasın çok lokalize bir bölgesinde doku hasarı

Sarkoplazmik retikulumda yırtıklar

Serbest kalsiyum iyonları

Devamlı kontraksiyon

Artmış kalsiyum iyonları

(8, 67)

Yapılan bazı çalışmalarda ise, FMS’da olası sebep veya ortaya çıkmasına yardım eden faktör olarak, ağır metal zehirlenmeleri gösterilmekte ve bu hastalığın, limbik sistemin ağır metallerle yüklenmesinden kaynaklanan bir yansıma şeklinde ortaya çıktığı; ayrıca kas ve bağ dokusunda da toksik düzeylerde ağır metallerin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu konuda, başta cıva ve kurşun olmak üzere, kadmiyum, alüminyum, zirkonyum, bakır, çinko ve arsenik suçlanmakta; cıva için başlıca kaynak olarak ise, cıva ile kontamine balıkların yenmesi ve diş hekimleri tarafından kullanılan amalgam dolgular gösterilmektedir (81).

Tamamlayıcı tıp açısından bakıldığında ise, belirti ve bulguların tamamı incelendiğinde, hastalığın temelinde bir lenfatik dolaşım bozukluğunun olduğu görülür. Fibromiyaljili bir hastada, hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz tetik noktalardan çoğu aslında, lenfatik sisteme gönderilmek üzere, adale içinde toplanmış olan artıkların akıtıltığı noktalardır. FMS’nun sebepleri daha kapsamlı olarak araştırılmaya başlandığında, sempatik innervasyonun kısası vejetatif sinir sisteminin önemi daha iyi görülecektir. Vejetatif disfonksiyon olmadan, fibromiyalji sendromunun ortaya çıkması mümkün değildir. Vejetatif disfonksiyonun pek çok kronik hastalıkta altta yatan asıl neden olduğu artık biyolojik ve entegratif tıp diğer adlarıyla tamamlayıcı tıp ve regülasyon tıbbı açından tüm yönleriyle bilinmektedir. Ayrıca hastalar, asit baz açısından değerlendirildiğinde vücutlarında yoğun bir asit yapının olduğu da dikkat çekmektedir. (5, 10, 11, 17, 22, 25, 27, 29, 33, 35, 38, 39, 45, 51,55, 64)

KLİNİK BELİRTİ VE BULGULAR:

Fibromiyalji, etiyolojisi tam olarak bilinmeyen, çeşitli nöroendokrin, metabolik ve immunolojik anormallikler gösteren, yaygın kas-iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk, sabah tutukluğu, uyku bozukluğu ve vücudun belli bölgelerinde bulunan hassas noktalarla karakterize bir yumuşak doku romatizmasıdır (6, 7, 9, 35, 38).

 

Fibromiyalji bulgularıyla doktora başvuran hastalar çoğu kez yanlış değerlendirilmekte ve kendilerine çeşitli psikiyatrik reçeteler düzenlenmektedir. Bu durum hem zaman, hem de ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bütün bunlara hastaların bir türlü anlaşılamaması da eklenince, ortaya mutsuzluk ve çaresizlik tabloları çıkmaktadır.

Kronik yaygın ağrılar, yorgunluk, bitkinlik, sinirlilik, uyku bozuklukları, baş ağrıları ve kabızlık fibromiyaljili hastaların önde gelen şikayetleri arasında yer alır. Hastalar genellikle şikayetlerinin bir travmadan sonra başladığını, aşırı bir fiziksel yorgunluğu takip ettiğini ya da bir enfeksiyon sonrası ağrılarının arttığını söylerler (9, 17, 25, 33).

HASTALIĞIN EN öNEMLİ BELİRTİSİ SANCI / AĞRI’DIR.

Sancı, başlıca görülen belirtidir! Kas, eklem ve yumuşak dokularda, haftadan haftaya ve hatta günden güne değişen ağrı, sancı ve tutulmalar görülür. Ayrıca sancılar, vücudun bir bölgesinden diğer bir bölgesine gezebilir. Fibromiyaljide ağrılar genellikle boyun, göğüs, kollar, bacaklar, kalçalar ve sırtta görülür. Hastalığın diğer belirtileri ise depresyon, kaygı, yutma güçlüğü, tekrarlayan karın ağrıları veya diyare gibi problemlerdir. (52, 67, 68)

Triger Noktaların (Tetik Nokta) önemi:

Tetik nokta fenomeni 19. yüzyılın ortalarına doğru ifade edilmeye başlanmış olup, daha

önceleri miyalji, miyozitis, fibrozitis, miyofasiitis, fibromiyozitis, miyofibrozitis, kas straini ve yumuşak doku romatizması olarak adlandırılan fibromiyalji sendromu ise ilk defa 1942’de

Janet G. Travell tarafından tanımlanmıştır. 1975’de bu hastalığın klinik kriterleri diğer kas

ağrılarından ayrılmış ve 1983’den bu yana Dr.Janet ve Dr.David G.Simons’un gayretleriyle

terminolojinin yerleşmesi ve bilimsel verilerin oluşmasıyla birlikte klinik bir antite olarak kabul edilmeye başlanmıştır. (6,7,8,9,31, 47, 54, 55, 67) 

FMS semptomlarını artıran ve azaltan çeşitli faktörler vardır (6, 7, 8, 9, 10, 31, 51, 55, 68):

MODüLE EDEN FAKTöRLER

Artıran faktörler

Azaltan faktörler

Soğuk veya nemli hava

Sıcak ve kuru hava

Barometrik basınç değişiklikleri

Sıcak duş veya banyo

Nonrestoratif uyku

Dinlendirici uyku

Fiziksel / mental yorgunluk

Orta derecede aktivite

Aşırı fiziksel aktivite

Germe egzersizleri ve masaj

Anksiyete / stres

Tablo 2: Hastalığı modüle eden faktörler


BU BELİRTİLERE DİKKAT EDİN!

KRONİK BAŞ AĞRISI:

Tekrarlayan migren ve tansiyon tipi baş ağrıları, fibromiyaljili hastaların % 50’sinde görülen belirtilerdendir (28, 38, 54).

YORGUNLUK:

Hastalar sürekli yorgunluktan şikayet eder. Bu genellikle beyinsel bir yorgunluk olarak tanımlanır. Hastalar kendini enerjisi çekilmiş gibi hissederler. Bazı hastalar yaşadıkları yorgunluğu kol ve bacaklarına sanki beton bloklar bağlanmış gibi tanımlarlar (6, 7, 9).

SİNDİRİM SORUNLARI:

Konstipasyon (kabızlık), diyare (ishal), sık sık tekrarlayan karın ağrısı, gaz çıkarma ve mide bulantısı fibromiyaljili hastalarda sık rastlanan bulgulardandır (6,7, 54, 55).

AĞRI:

Fibromiyaljide görülen ağrının belirli bir lokalizasyonu ve karakteri yoktur. Hastalar derin kas ağrıları, yanma, burulma gibi değişik karakterde ağrılar tanımlarlar. özellikle sabah saatlerinde ağrı ve kas tutukluğu daha fazla görülür (6,7,8,9,10, 46, 55).

KİMYASALLARA KARŞI HASSASİYET:

FMS’da parlak ışık, değişik kokular, gürültü, bazı ilaçlar ve değişik besinlere karşı %50 oranında hassasiyet görülür (8, 9, 55, 67).

UYKU BOZUKLUKLARI:

Birçok fibromiyalji hastasının uyku sorunu vardır. Bu kişiler uykuya kolayca dalmalarına rağmen, ortaya çıkan beyin aktiviteleri nedeniyle uykuları derinleşememektedir. Yani hastaların yarı yarıya uyudukları söylenebilir. Birçok vakada doktorlar, bu tür bir yakınmayla karşılaştıklarında, uyku testlerini imkansızlıklar nedeniyle yaptıramazlar. Genellikle hastalar bu durumu anlatmak için, uykudan uyandıkları zaman sanki ağır bir iş yapmış gibi dinlenemeden kalktıklarını söylerler. Fibromiyaljili hastalarda ayrıca, uykuda iken kolların ve bacakların ani olarak sağa- sola atılması ve diş gıcırdatma gibi başka sorunlar da görülebilir (7, 9, 61, 68).


TEMPOROMANDİBULAR EKLEM SORUNLARI:

Alt ve üst çene arasında yer alan bu eklemin fonksiyon bozukluğu, bir sendrom olarak bilinir. Yüzde ve başta şiddetli ağrılar hissedilir. Yapılan bilimsel araştırmalarda fibromiyalji hastalarının % 25’inde bu tip sorunlara rastlanır (2, 6, 7, 8, 9, 15, 26, 31, 48, 54, 66).

DEĞİŞİK SEMPTOMLAR:

Dismenore (ağrılı adet görme), göğüs ağrısı, adale tutuklukları, hafıza kayıpları, duyu sorunları, karıncalanma, kas seyirmeleri, sık idrara gitme, deri hassasiyeti, göz kuruluğu ve ağız kuruluğu FMS’nda görülebilecek diğer bulgulardandır.


TEDAVİ / TERAPİ:

Fibromiyaljinin önlenmesi ve tedavisi için modern tıp açısından henüz kesin bir çözüm bilinmemektedir. Ancak hemen her hastalıktan korunmaya yardımcı olan, sağlıklı bir diyet, düzenli egzersiz yapmak, yeterli su içmek, bedeni asitleştiren hayvansal besinlerden uzak kalmak ve yeterli istirahat en etkili korunma yöntemlerindendir (9, 64, 66, 67, 68).

Egzersizin ayrı bir önemi vardır. özellikle gevşeme egzersizleri, germe egzersizleri, kardiyovasküler kondüsyon programı, yürüyüş, yüzme ve bisiklete binme çok yararlı olmaktadır. Egzersiz, ısı ve elektriksel akımlardan oluşan fizik tedavi programları, ağrının azaltılması açısından etkili yöntemlerdir. Kas gerginliklerinin azaltılmasında masaj, miyofasiyal gevşeme ve basınç teknikleri de olumlu sonuçlar verir (9, 64, 66, 67, 68).

Tamamlayıcı tıp ve regülasyon tıbbı açısından incelendiğinde ise, altan yatan sempatik disfonksiyonun yani diğer bir deyişle vejetatif disfonksiyonun giderilmesi, FMS’nun çözümünü kolaylaştırmaktadır (2, 5, 10, 33, 51).

İLK ADIM AĞRIYLA MüCADELE OLMALIDIR!

Fibromiyalji kronik bir rahatsızlıktır. Uzun süreli bir hastalık olmasına rağmen, tamamlayıcı tıp sayesinde, zamanla birçok hasta şikayetlerinden büyük ölçüde kurtulur; bir kısmında ise hiçbir şikayet kalmaz. Bu sendromun tedavisinde ağrıyla mücadele ve kaliteli bir uykunun sağlanması ilk adımdır. Vücut seratonin seviyesini yükselten ve depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçların,  tedavide başarı sağladığı belirtilmektedir (6, 7, 8, 9, 31, 64, 66, 67, 68).

Vücuttaki seratoninin etkisini artıran ve dengeleyen çeşitli tamamlayıcı tıp uygulamaları mevcuttur. Bu nedenle  kalıcı çözüm sağlamak için ilaçların yerine, bu tamamlayıcı tıp metotlarını birlikte kullanmak ve böylece FMS’nu tedavi etmek mümkündür. Bu tür etkiler, nöralterapi ve akupunktur metotları uygulanarak ortaya çıkarılabilir. özellikle vücut akupunktur noktası, daha doğrusu alanı olan karaciğer 3 (KC3), bu anlamda önemli bir yere sahiptir (1, 2, 3, 4, 5, 9, 10, 15, 16, 24).

FMS’da en etkili terapilerin başında nöralterapi, ozon terapi, S.O.E (oksijen tedavisi), magnetik alan tedavisi, akupunktur ve biyofoton gelir. Uzman hekimler tarafından uygulanan ve tetik nokta dediğimiz triger noktalarına nöralterapi yaklaşımı ile yapıcak olan enjeksiyonlar, fibromiyaljide oldukça etkili olmaktadır (2, 5, 21, 33, 35, 37, 38, 39, 51).  


Modern tıp açısından yaklaşım  

Tamamlayıcı tıp açısından yaklaşım

NSAI

Antidepresanlar

Nöralterapi

Elektroterapi

Ozon terapi

Akupunktur

SOE terapi

Egzersiz

Egzersiz

Masaj

Hidroterapi

Sağlıklı ve dengeli beslenme

Doğru nefes alma tekniği

Hipnoz

Uyku düzenlenmesi

Detoks

Tablo 5: FMS’da tedavi yaklaşımı (1, 2, 3, 4, 5, 9, 13, 15, 21, 22, 25, 35, 38, 39, 40, 51, 54, 55, 68)

Tamamlayıcı tıp metotlarıyla bu rahatsızlığın tedavi edilmesi mümkündür!

Terapiye başlamadan önce hastayı değerlendirmek çok önemlidir. Fibromiyalji’de hastanın değerlendirilmesi ve tetkik edilmesi, multidisipliner bir yaklaşımla yapılmalıdır.

MULTİDİSİPLİNER TERAPİ YAKLAŞIMI

Hidroterapi

Elektroterapi

Egzersiz ve Masaj

Nöralterapi

Ozon, SOE, Akupunktur

Termal banyolar

Kaplıca

Dönüşümlü banyo

Yüzeyel ısı, derin ısı ve elektriksel akımlardan oluşan fizik tedavi uygulamaları

Manyetik alan terapisi

TENS

Gevşeme egzersizleri

Germe egzersizleri

Kardiyovasküler kondüsyon programı

Yürüyüş

Yüzme

Bisiklete binme Egzersiz

Lenfatik disfonksiyon olduğundan

lokal ağrılı yer,

ağrılı segment,

triger noktaları ve

bozucu alan eliminasyonu

Blokaj

Hormonal eksen

İmmun sistemi güçlendirmek için faydalanılabilir

Fibromiyaljideki ağrının giderilmesinde nöralterapi kadar etkin değildirler

Tablo 6: Multi disipliner terapi yaklaşımı (1, 2, 3, 4, 5, 9, 13, 15, 21, 22, 25, 35, 38, 51, 54)

 

Nöralterapi Açısından Yaklaşım:

 

Belirtilerin tamamı incelendiğinde FMS’nun temelinde lenfatik dolaşım bozukluğu olduğu görülmektedir. Fibromiyaljili bir hastada, hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz noktalardan çoğu aslında, lenfatik sisteme dahil edilmek üzere, adale içinde toplanmış olan artıkların akıtıltığı noktalardır. Hastaların bedenleri asit baz açısından değerlendirildiğinde ise, yoğun bir asit yapının olması dikkat çekmektedir (5, 10, 11, 17, 22, 25, 27, 29, 33, 35, 38, 39, 45, 51, 55, 64).

Nöralterapi ve Vegetatif Sinir Sisteminin önemi:

Nöralterapi terim olarak, vücudun kendi nörovejetatif sistemini kullanarak işlev gören bir tedavi formunu ifade eder (5). 

Stimülüs transformasyonları ve bilgi değişiklikleri, nörovejetatif sistemde yer almakta ve aşırı stimülüs, enerjinin üretim ve dağılımını engellemekte ve bozmaktadır. Lenfatik sistemin etrafını saran vejetatif sinir sisteminin regülasyonu, FMS’nun ana yaklaşım tarzını oluşturmalıdır (5, 12, 17, 22, 35, 51).

Bütün nöralterapötik metotlar ya bozulmuş dokuya enerji sağlamakta, ya da enerji bloklarını çözmektedir.

1928 yılında Dr. Ferdinand ve Dr. Walter Huneke, eklem araştırmaları ile ilgili bir yazılarını “Anestetiklerin Bilinmeyen Uzak Etkileri” başlığı altında yayınlamışlar ve bu rastlantısal bulgularını bir tedavi metodu olarak geliştirmişlerdir (5, 10, 11, 13).

Huneke’ye göre Nöralterapi, çeşitli hastalıkların, özellikle ağrının, lokal anestezikler kullanılarak periferik ve vegetatif sinir sistemi yoluyla tedavisidir. Bu tedavi için prokain ve lidokain kullanılır.

Nöralterapi bir regülasyon tedavisidir. Vücut üzerindeki belli noktalara veya alanlara Lokal Anestezik (LA)’lerle bir uyarı gönderilir; bu uyarıya vücut tarafından segmental veya segment üstü bir yanıt verilir. Bu yanıt bize hem teşhis koyma hem de tedavi etme konusunda yön verir. 

Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları humoral, selüler, nöral ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu, bunların sistemdeki reaksiyonlara katılımı ile ilişkilidir. Bu mekanizmaların sadece birinde oluşacak herhangi bir bozukluk bütün sistemin fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Bu pencereden bakıldığında, ana lenfatik sistemde oluşan bir disfonkiyonun, pek çok semptomun karışımından meydana gelen bu hastalığı ortaya çıkarması anlaşılır bir durum olmaktadır (5, 9, 10, 22, 35, 51).

Kısacası hastalık yalnızca bir organı değil, bütün vücudu etkileyecektir. Lenfatik sistemdeki bir disfonkiyon veya triger noktasındaki staz sadece bulunduğu lokal yeri ve segmenti etkilemez, uyarının kronikliğine göre tüm sistemi etkiler. Bozuk olan segmental dokuya, lokal anestetik ile yapılan nöralterapi yalnızca patolojik refleks yollarını kesmekle kalmaz, aynı zamanda bozuk hücre membranını doğru potansiyele repolarize ederek, vejetatif fonksiyonların normal bir hale gelmesini de sağlar. Bir başka deyişle nöralterapi, lenfatik sistem kaynaklı olarak ortaya çıkmış olan bu kompleks disfonksiyonu, tekrar regüle eder (2, 5, 10, 11, 17, 22, 24, 28, 35, 39, 41, 42, 51). 

Yaşam sadece madde ile sınırlanmış değildir; aynı zamanda enerji ile de bağlantılıdır. Bir zarın normal şartlarda, dinlenme durumunda iken dış tarafında pozitif, iç tarafında negatif yükü vardır. Bir uyarılma söz konusu olduğunda zarın sodyum iyonlarına olan geçirgenliği birden artınca, sodyum iyonları o kadar ani ve hızlı olarak iç tarafa akarlar ki, dış ve iç yüzeyler arasındaki potansiyel farkı yok olur; hatta iç yüzde dış yüze oranla daha fazla pozitif yük toplanır ve bu durumda normal dinlenme potansiyeli ortadan kalkar. Sonuç olarak potasyum iyonları hücreyi terk etmiş ve sodyum iyonları da hücre içine girmiş olmaktadır (5, 22). 

Normal şartlar altında depolarizasyon olduktan hemen sonra zarın porları sodyum iyonlarına karşı geçirgenliğini yeniden kaybeder. Bu durumda potasyum iyonları hücreye geri döner ve sodyum iyonları hücreyi terk eder ve hücre membranı tekrar impermeabl hale gelir. Böylece normal dinlenme potansiyeli geri gelmiş olur (5, 22, 24, 35, 51).

Kısacası nöralterapötik ajanın bir değer deyişle %1 procain veya %1 lidokain’in bozulmuş sahaya gelmesi ve içerdiği yüksek potansiyeli ile bozulmuş hücre membran potansiyelini repolarize etmesi, böylece stabilizasyonunu sağlaması, yalnızca nörovejetatif sistemdeki düzensizliği ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda nöral, humoral, selüler ve hormonal etkinliği de restore eder (5, 10, 11). 

FMS’li hastalar incelendiğinde iki ana sorun karşımıza çıkmaktadır. AĞRI ve UYKUSUZLUK.

Ağrı derinlemesine sorgulanıp incelendiğinde yukarıda tanımlanmış olan trigger noktaların ağrılı ve hassas olduğu görülecektir. Bu noktaların adale içinde yer alan ve lenfatik sisteme açılan kapılar olduğu bilinmektedir. Lenfatik sistemde akışkanlık bozulduğundan geriye doğru bir birikim meydana gelecektir. Normal koşularda toksik maddeler lenfatik sistem yoluyla atılabilmektedir. Ancak lenfatik sistemi bir ağ gibi saran sempatik sinir sistemindeki disfonksiyon, burada ciddi bir staz meydana getirir. Bu stazı çözebilecek en önemli terapi metodu ise nöralterapidir. çünkü bu tedavi yöntemi, sempatik disfonksiyonu regüle edebilecek önemli bir terapi şeklidir. Ancak pek çok fizik tedavi veya ortopedi uzmanı tarafından yapılan lokal anestezi uygulamaları nöralterapi değildir (2, 5, 10, 11, 17, 22, 25, 27, 29, 33, 35, 38, 39, 41, 45, 51,55, 64).

Uykusuzluk detaylı olarak incelendiğinde, FMS kaynaklı olanlarda sebebin hormonal disfonkisiyon olduğu görülecektir. Yukarıda tanımlandığı gibi, stresin kortizon üzerindeki etkisi ve uyanma sonrasında kortizol seviyesi ve melatonin düzeyinde ciddi değişikliklerin olduğu tespit edilecektir. Laboratuar incelemelerindeki bu disfonksiyonu ilaç tedavisinden çok, hormon eksini başta olmak üzere, organların yansıma ve head zonlarındaki disfonksiyonların regüle edilmesi yoluyla, kaliteli bir uykunun sağlanması gerçekleşebilecektir (2, 9, 54, 66).

Nöralterapide 4 ayrı tedavi şekli vardır (5):

1.      Lokal tedavi

2.      Segmental tedavi

3.      Ganglionlara yapılacak tedavi

4.      Bozucu alan tedavisi

Nöralterapi uygulayarak, lokal ağrılı noktalara enjeksiyon yapılması, triger noktaların uyarılması, sorunlu segmentin tedaviye dahil edilmesi ve hastanın öyküsü, fizik muayenesi ve inspeksiyonu ile tespit edilen bozucu alanların regüle edilmesi, tedavide yapılacak başlıca uygulamalardır. Tabi ilk başta Adler noktalarının hassas olup olmadığının incelenerek sorunlu olan bölge veya alanın regüle edilmesi gerekmektedir (5, 22, 51).

Tetik noktalar; herhangi bir iskelet kasının gergin bandı içinde bulunan, kompresyonla ağrılı, palpasyon sırasında lokal seyirme yanıtı oluşturan ve yaklaşık 2-5 mm çapındaki fokal hassas noktalardır. Tetik noktalar tek bir iskelet kasında olabileceği gibi aynı anda birden fazla kasta da bulunabilir. Tetik noktalara bu ismin verilmesinin nedeni, bu noktalara basınç veya kas aktivasyonu ile stimülasyon yapıldığında, bir silahın tetiğini çekmek gibi bir başka yerde de (referans alanı) etkiler oluşturmasıdır (5, 9, 66).


BENZER İÇERİKLER



EN ÇOK OKUNANLAR




EN ÇOK İNCELENEN KURUMLAR

EN ÇOK İNCELENEN İLAÇLAR


Copyright © 2014 Yeni Projeler