FİBROMİYALJİ SENDROMU (FMS)

TANIM VE EPİDEMİYOLOJİ:


Nedeni bir türlü belirlenemeyen ağrılar, psikolojik sorunlar, uyku problemleri, sürekli yorgunluk, bağırsak problemleri ve ağrılı adet görme gibi sebebi bulunamayan hastalıkların varlığında, fibromiyalji olabileceği unutulmamalıdır (6, 7, 8,9).


 


Fibromiyalji sendromu ilk kez 1906 yılında fibrozitis adı altında tanımlanmıştır. Tüm dünyada toplumun yaklaşık % 2’nde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (9).


HASTALARIN YÜZDE 90’A YAKINI KADINDIR! (6,7,9,64)


Özellikle 30-60 yaşları arasında sık görülen, iyi huylu ve enflamatuar olmayan bu hastalığın kadınlardaki görülme sıklığı, erkeklere göre çok daha fazladır. Yaşam kalitesini ve konforunu bozan fibromiyalji, kişiyi günlük hayattan alıkoyarak, işgücü kaybına ve yüksek miktarlarda tıbbi harcamalara neden olmaktadır (9, 52).


 


FMS, etyolojisi tam olarak bilinmeyen, kas-iskelet sisteminde yaygın ağrı şikayeti ve spesifik anatomik bölgelerde hassas noktaların varlığı, uyku bozukluğu, irritabl kolon, sabah sertliği (tutukluk), ellerde ağrı, uyuşma ve subjektif şişlik yakınmaları ile karakterize bir yumuşak doku romatizmasıdır (9, 26, 51, 55, 67, 68).


 


Bu şikayetlerin yanında psikolojik sorunlar ve sürekli yorgunluk gibi şikayetler de olabileceği gibi, mesane ve bağırsak problemleri de sık sık karşılaşılan sorunlar arasındadır. Özellikle bayanlarda eğer adet dönemleri çok ağrılı geçiyorsa ve bel ağrısı basit tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınamıyorsa akla fibromiyalji gelmelidir (33, 52, 67, 69).


Fibromiyalji hastalığı olan gençlerde, yaygın olarak kronik baş ağrıları, anksiyete ve hava koşullarına bağlı olarak kötüleşen belirtiler, mental stres veya yetersiz uyku da görülmektedir. Ayrıca fibromiyaljili hastaların, diğer hastalara göre polikliniklere daha sık başvurdukları ve daha fazla ameliyat geçirdikleri saptanmıştır. Bu nedenle, hastaların karakteristik özelliklerinin bilinmesi, hastalığın tanınması açısından önem taşımaktadır (6, 7, 9, 64).


İşin ilginç tarafı fibromiyalji hastalığı, halk arasında olduğu gibi, konuyla bizzat ilgilenmeyen hekimler tarafından da yeterince tanınan bir rahatsızlık kapsamında değildir. Çoğu kez bu tabloyla hekimlere başvuran hastaların rahatsızlığına doğru tanı konulamadığından, hastalar doktor doktor gezmek zorunda kalmaktadırlar.


 


ETYOPATOGENEZ:


Firomiyalji ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmış olmasına rağmen, hastalığın ortaya çıkmasına ilişkin yeterli veri elde edilemediğinden, nasıl bir hastalık olduğu ve nedenleri tam olarak bilinmemektedir.


 


FMS’nda görülen ağrının nosiseptif, nöropatik, santral sinir sisteminde ve psikosomatik mekanizmalarda oluşan disregülasyona bağlı olabileceği düşünülmektedir (9, 54, 66).


 


Yapılan çalışmalarda fibromiyalji hastalarının EEG’lerinde, uyku sırasında anormal beyin dalgalarının olduğu tespit edilmiştir. Bazı kişilerde ise kortizol seviyesinin düşük olduğu belirlenmiştir (1,4, 9).


 


Stres, kaygı, depresyon veya yetersiz uyku fibromiyaljiye neden olabilmektedir. Kişi kendini çok fazla yorduğunda veya havanın nemli veya soğuk olması durumunda belirtiler daha da ağırlaşabilir. Hastanın stres durumu ile bunun kortizonla olan ilişkisi ve uykudan uyandıktan sonra değişen kortizon seviyesi, fibromiyalji hastalarında en iyi incelenmiş konulardan biridir. Ayrıca fibromiyaljili hastalarda, hipotalamo – hipofizer – adrenal aksta fonksiyon bozukluğu bulunduğu ve bununla ilgili olarak, adrenal cevap azlığı ve ACTH’nın fazla salınımı gibi nöroendokrin bozuklukların oluştuğu bildirilmiştir (Şekil 1 ve Şekil 2)  (9, 26, 27, 52, 55, 67,68, 80, 82).


[Resim1Orta]


Şekil 1: FMS’da uyandıktan sonra tükürükte ölçülen kortizon seviyesi

[Resim2Orta]

Şekil 2: Stresin hormonal yapı üzerinde oluşturduğu disfonksiyon ve kortizonun stresle olan ilişkisi (9, 48, 54).


Fibromiyaljinin sebepleri konusunda daha birçok düşünce ortaya atılmış, bazı virüsler veya hastalıkların görülmesi (romatoid artrit, lupus ve hipotiroidizm gibi) ve trafik kazaları sebep olarak ileri sürülmüştür. Ancak bütün bu etmenlerin asıl neden olmadıkları ve sadece hastalığın altında yatan fizyolojik etkeni uyandırdıkları düşünülmektedir. Böyle bir sendroma neyin sebep olabileceği sorusuna verilecek yanıtın, beyinde bulunan ve bilgi taşıyıcı moleküller de denilen nörotransmitterlerde saklı olduğu fikri hakimdir (9, 64).


FMS’da inhibitör nörotransmitter olan serotonin seviyesinin düşük, eksitatör nörotransmitter olan substans P seviyesinin ise yüksek olduğu gösterilmiştir. Beyin ve spinal korddaki anormal substans P ve serotonin seviyeleri, hastalarda nosiseptif anormalliklere yol açabilir (9, 38, 80). Bu kronik nosiseptif uyarılar da, ağrı eşiğinin düşmesine yol açarak, ağrı yoğunluğunun daha da artmasına sebep olabilirler (9, 37,52, 67, 80, 82).


 


Tedavide kullanılan enjeksiyonlar ise, sinir-kas kavşağındaki nosiseptif reseptörleri inhibe ederek ağrı eşiğini yükseltmektedir.


 


Serotonin, derin uyku ve ağrı algılanmasından sorumlu bir kimyasal mediatör olduğu için, düşük olması uyku bozukluğuna da katkıda bulunabilir (80).


 


Nörotransmitterlerden noradrenalin, serotonin ve P maddesi seviyelerinde değişmeler olduğu artık bilinmektedir. Bununla birlikte ayrıca, büyüme hormonu ve kortizol hormonu seviyelerinin de bu hastalarda değiştiği bildirilmiştir.


Bazı araştırıcılara göre FMS, fiziksel aktivitelere bağlı gelişen kas mikrotravması ile oluşmaktadır. Uzun süreli kas gerginliği ve iskeminin, fibromiyaljideki ağrıyı izah edebileceği ileri sürülmektedir.


 


Artmış kas straini



Kasın çok lokalize bir bölgesinde doku hasarı



Sarkoplazmik retikulumda yırtıklar



Serbest kalsiyum iyonları



Devamlı kontraksiyon



Artmış kalsiyum iyonları


 


(8, 67)


 


Travell ve Simons serbest kalsiyum iyonları ve ATP’nin, kas liflerinde devamlı kontraksiyon oluşturarak, hipermetabolik bir durum geliştirdiğini ve muhtemelen sempatik sinir sistemi aracılığı ile lokal vazokonstriksiyona yol açtığını göstermiştir. Lokal vazokonstriksiyon lokal iskemiye neden olur. Bu durum enerji ihtiyacının artması ile birleşerek kas liflerinde histolojik değişiklikler oluşturur (7, 8, 9, 67).


Yapılan bazı çalışmalarda ise, FMS’da olası sebep veya ortaya çıkmasına yardım eden faktör olarak, ağır metal zehirlenmeleri gösterilmekte ve bu hastalığın, limbik sistemin ağır metallerle yüklenmesinden kaynaklanan bir yansıma şeklinde ortaya çıktığı; ayrıca kas ve bağ dokusunda da toksik düzeylerde ağır metallerin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu konuda, başta cıva ve kurşun olmak üzere, kadmiyum, alüminyum, zirkonyum, bakır, çinko ve arsenik suçlanmakta; cıva için başlıca kaynak olarak ise, cıva ile kontamine balıkların yenmesi ve diş hekimleri tarafından kullanılan amalgam dolgular gösterilmektedir (81).


Tamamlayıcı tıp açısından bakıldığında ise, belirti ve bulguların tamamı incelendiğinde, hastalığın temelinde bir lenfatik dolaşım bozukluğunun olduğu görülür. Fibromiyaljili bir hastada, hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz tetik noktalardan çoğu aslında, lenfatik sisteme gönderilmek üzere, adale içinde toplanmış olan artıkların akıtıltığı noktalardır. FMS’nun sebepleri daha kapsamlı olarak araştırılmaya başlandığında, sempatik innervasyonun kısası vejetatif sinir sisteminin önemi daha iyi görülecektir. Vejetatif disfonksiyon olmadan, fibromiyalji sendromunun ortaya çıkması mümkün değildir. Vejetatif disfonksiyonun pek çok kronik hastalıkta altta yatan asıl neden olduğu artık biyolojik ve entegratif tıp diğer adlarıyla tamamlayıcı tıp ve regülasyon tıbbı açından tüm yönleriyle bilinmektedir. Ayrıca hastalar, asit baz açısından değerlendirildiğinde vücutlarında yoğun bir asit yapının olduğu da dikkat çekmektedir. (5, 10, 11, 17, 22, 25, 27, 29, 33, 35, 38, 39, 45, 51,55, 64)


KLİNİK BELİRTİ VE BULGULAR:


Fibromiyalji, etiyolojisi tam olarak bilinmeyen, çeşitli nöroendokrin, metabolik ve immunolojik anormallikler gösteren, yaygın kas-iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk, sabah tutukluğu, uyku bozukluğu ve vücudun belli bölgelerinde bulunan hassas noktalarla karakterize bir yumuşak doku romatizmasıdır (6, 7, 9, 35, 38).


 


Fibromiyalji bulgularıyla doktora başvuran hastalar çoğu kez yanlış değerlendirilmekte ve kendilerine çeşitli psikiyatrik reçeteler düzenlenmektedir. Bu durum hem zaman, hem de ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bütün bunlara hastaların bir türlü anlaşılamaması da eklenince, ortaya mutsuzluk ve çaresizlik tabloları çıkmaktadır.

Kronik yaygın ağrılar, yorgunluk, bitkinlik, sinirlilik, uyku bozuklukları, baş ağrıları ve kabızlık fibromiyaljili hastaların önde gelen şikayetleri arasında yer alır. Hastalar genellikle şikayetlerinin bir travmadan sonra başladığını, aşırı bir fiziksel yorgunluğu takip ettiğini ya da bir enfeksiyon sonrası ağrılarının arttığını söylerler (9, 17, 25, 33).


HASTALIĞIN EN ÖNEMLİ BELİRTİSİ SANCI / AĞRI’DIR.


Sancı, başlıca görülen belirtidir! Kas, eklem ve yumuşak dokularda, haftadan haftaya ve hatta günden güne değişen ağrı, sancı ve tutulmalar görülür. Ayrıca sancılar, vücudun bir bölgesinden diğer bir bölgesine gezebilir. Fibromiyaljide ağrılar genellikle boyun, göğüs, kollar, bacaklar, kalçalar ve sırtta görülür. Hastalığın diğer belirtileri ise depresyon, kaygı, yutma güçlüğü, tekrarlayan karın ağrıları veya diyare gibi problemlerdir. (52, 67, 68)


 


Triger Noktaların (Tetik Nokta) Önemi:


Tetik nokta fenomeni 19. yüzyılın ortalarına doğru ifade edilmeye başlanmış olup, daha


önceleri miyalji, miyozitis, fibrozitis, miyofasiitis, fibromiyozitis, miyofibrozitis, kas straini ve yumuşak doku romatizması olarak adlandırılan fibromiyalji sendromu ise ilk defa 1942’de


Janet G. Travell tarafından tanımlanmıştır. 1975’de bu hastalığın klinik kriterleri diğer kas


ağrılarından ayrılmış ve 1983’den bu yana Dr.Janet ve Dr.David G.Simons’un gayretleriyle


terminolojinin yerleşmesi ve bilimsel verilerin oluşmasıyla birlikte klinik bir antite olarak kabul edilmeye başlanmıştır. (6,7,8,9,31, 47, 54, 55, 67) 



1990 yılında American College of Rheumatology (ACR)’nin çok merkezli bir çalışmasıyla fibromiyaljinin tanı kriterleri belirlenmiş ve hastalıkla ilgili kavram birliği ortaya çıkarılmıştır (Tablo 1) (80, 82).


 


En az 3 aydan beri devam eden yaygın ağrı

      Ağrının yaygın kabul edilebilmesi için, vücudun sağ veya sol, alt veya üst tarafında     olması


      Bunlara ek olarak aksiyel iskelet (boyun, göğüs ön duvarı, sırt ve bel) ağrısının var olması         

Spesifik 18 noktadan 11’de hassasiyet

      Hassas nokta muayenesi, 4 kg’lık basınçla yapılmalıdır


      Hasta noktayı „Ağrılı“ olarak tanımlamalıdır

İkinci bir hastalığın varlığı FMS tanısını geçersiz kılmaz


 


Tablo1: ACR 1990 Fibromiyalji tanı kriterleri (80, 82)


 


ACR’nin sınıflandırma ölçütlerinde önerilen ve 9 adet bilateral yerleşimli, toplam 18 duyarlı nokta şunlardır: suboksipital kas insersiyonu, trapezius kasının üst kenar orta noktası, supraspinatus kasının orjini, sternokleidomastoid kasın alt bölümü, ikinci kostokondral bileşke, lateral epikondilin 2 cm distali, gluteal bölgenin üst dış kadranı, büyük trokanterin üzeri ve dizin medial yağ yastıkçığı (9, 55, 67).


 


ACR tarafından ayrıca kontrol noktaları da tanımlanmıştır. Bu noktalar fibromiyaljili hastalarda çoğunlukla hassas değildir veya diğer 18 noktaya göre palpasyonda daha az hassasiyet bulunur. Bu kontrol noktaları: ön kol dorsal yüzünün alt 1/3’ü, ayak ortası (dorsal 3. metatars) ve ayak baş parmak tırnağı’dır (82).


 


Şekil 3‘te gösterilen 18 noktanın en az 11’nde hassasiyetin bulunması ve tendon noktalarının ağrılı olması fibromiyaljinin tanısında çok önemlidir.


[Resim3Orta]


Şekil 3: ACR’nin tanımlamış olduğu triger noktaları


ACR Kriterlerine Göre Fibromiyalji Tanısı (6, 7, 8, 9, 21, 54, 68, 80):


 


A. Kardinal bulgular:


1. Kronik yaygın ağrı


2. Hassas noktalar (18 hassas noktadan en az 11 nokta)


 


B. Karakteristik bulgular:


1. Yorgunluk


2. Uyku bozukluğu


3. Katılık


4. Baş ağrısı


5. İrritabl bağırsak sendromu


6. Raynaud benzeri sendrom


7. Depresyon


8. Paresteziler


9. Anksiyete


 


Kesin tanı için 2 kardinal bulgu gereklidir.


 


Ağrı, uykusuzluk ve depresyon hepsi bir kısır döngü içinde artar, yani birbirini olumsuz yönde etkiler. Birçok faktör fibromiyaljinin ortaya çıkışını veya tablonun ağırlığını değiştirebilir (6, 7, 8, 9, 21, 31).

Kapalı ve kasvetli havalar, soğuk gibi iklimsel koşullar bile bu sendromun görülmesine neden olabilir. Ayrıca stres, depresyon, sıkıntılar, aşırı yorgunluklar ve kişilerin moral düzeyini olumsuz olarak etkileyen tüm faktörler, fibromiyalji için de kötüleştirici faktörler olabilir (9,31,64).


FMS semptomlarını artıran ve azaltan çeşitli faktörler vardır (6, 7, 8, 9, 10, 31, 51, 55, 68):


MODÜLE EDEN FAKTÖRLER

Artıran faktörler

Azaltan faktörler

Soğuk veya nemli hava

Sıcak ve kuru hava

Barometrik basınç değişiklikleri

Sıcak duş veya banyo

Nonrestoratif uyku

Dinlendirici uyku

Fiziksel / mental yorgunluk

Orta derecede aktivite

Aşırı fiziksel aktivite

Germe egzersizleri ve masaj

Anksiyete / stres

 


Tablo 2: Hastalığı modüle eden faktörler



BU BELİRTİLERE DİKKAT EDİN!

KRONİK BAŞ AĞRISI:

Tekrarlayan migren ve tansiyon tipi baş ağrıları, fibromiyaljili hastaların % 50’sinde görülen belirtilerdendir (28, 38, 54).

YORGUNLUK:

Hastalar sürekli yorgunluktan şikayet eder. Bu genellikle beyinsel bir yorgunluk olarak tanımlanır. Hastalar kendini enerjisi çekilmiş gibi hissederler. Bazı hastalar yaşadıkları yorgunluğu kol ve bacaklarına sanki beton bloklar bağlanmış gibi tanımlarlar (6, 7, 9).

SİNDİRİM SORUNLARI:


Konstipasyon (kabızlık), diyare (ishal), sık sık tekrarlayan karın ağrısı, gaz çıkarma ve mide bulantısı fibromiyaljili hastalarda sık rastlanan bulgulardandır (6,7, 54, 55).

AĞRI:

Fibromiyaljide görülen ağrının belirli bir lokalizasyonu ve karakteri yoktur. Hastalar derin kas ağrıları, yanma, burulma gibi değişik karakterde ağrılar tanımlarlar. Özellikle sabah saatlerinde ağrı ve kas tutukluğu daha fazla görülür (6,7,8,9,10, 46, 55).

KİMYASALLARA KARŞI HASSASİYET:


FMS’da parlak ışık, değişik kokular, gürültü, bazı ilaçlar ve değişik besinlere karşı %50 oranında hassasiyet görülür (8, 9, 55, 67).

UYKU BOZUKLUKLARI:

Birçok fibromiyalji hastasının uyku sorunu vardır. Bu kişiler uykuya kolayca dalmalarına rağmen, ortaya çıkan beyin aktiviteleri nedeniyle uykuları derinleşememektedir. Yani hastaların yarı yarıya uyudukları söylenebilir. Birçok vakada doktorlar, bu tür bir yakınmayla karşılaştıklarında, uyku testlerini imkansızlıklar nedeniyle yaptıramazlar. Genellikle hastalar bu durumu anlatmak için, uykudan uyandıkları zaman sanki ağır bir iş yapmış gibi dinlenemeden kalktıklarını söylerler. Fibromiyaljili hastalarda ayrıca, uykuda iken kolların ve bacakların ani olarak sağa- sola atılması ve diş gıcırdatma gibi başka sorunlar da görülebilir (7, 9, 61, 68).

FMS’ li hastaların çoğunda görülen uyku bozukluğunun, çeşitli nedenleri vardır. Bunlar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir (7, 9, 47, 52, 55).


UYKU BOZUKLUĞUNUN NEDENLERİ

Psiko-fizyolojik insomni

Sirkadiyen ritm bozukluğu

Kötü uyuma alışkanlığı

REM uykusunda davranış bozuklukları

Uyku eşinin horlaması

Fazla kafein, alkol

Ağrı

Ağır ve baharatlı akşam yemeği

Huzursuz bacak sendromu

Yatmadan önce yemek yeme

Uyku-apne sendromu

Yatmadan önce TV izleme

Rinit

Fazla gürültü

Özofageal reflü

Rahatsız yatak

Noktüri

Kontrolsüz oda sıcaklığı

Narkolepsi

Horlamak

Yeni doğan bebeğin neden olduğu uyku bölünmesi

Yatak odasında evcil hayvan bulunması


 


Tablo 3: FMS’da uyku bozukluğunun nedenleri


TEMPOROMANDİBULAR EKLEM SORUNLARI:


 


Alt ve üst çene arasında yer alan bu eklemin fonksiyon bozukluğu, bir sendrom olarak bilinir. Yüzde ve başta şiddetli ağrılar hissedilir. Yapılan bilimsel araştırmalarda fibromiyalji hastalarının % 25’inde bu tip sorunlara rastlanır (2, 6, 7, 8, 9, 15, 26, 31, 48, 54, 66).


 


DEĞİŞİK SEMPTOMLAR:

Dismenore (ağrılı adet görme), göğüs ağrısı, adale tutuklukları, hafıza kayıpları, duyu sorunları, karıncalanma, kas seyirmeleri, sık idrara gitme, deri hassasiyeti, göz kuruluğu ve ağız kuruluğu FMS’nda görülebilecek diğer bulgulardandır.

LABORATUAR BULGULARI:


FMS’da laboratuvar ve radyolojik incelemelerde herhangi bir özgül değişiklik görülmez. Ancak ayırıcı tanı açısından eritrosit sedimentasyon hızı, tiroid hormonları, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, kas enzimleri, açlık serum kalsiyum ve fosfor düzeyi, antinükleer antikor (ANA) ve romatoid faktör (RF) incelemeleri yardımcı olabilir. Ancak bu testleri yorumlarken dikkatli olunmalıdır. Örneğin, FMS’li hastaların %10-23’nde açıklanamayan ANA pozitifliği mevcuttur (69, 61, 63).


Öykü ve fizik muayenede başka bir hastalık düşünülmüyorsa, radyografi, sintigrafi ve EMG çalışmaları çoğunlukla gerekli olmamaktadır.


Ancak tamamlayıcı tıp açısından bakıldığında laboratuvar incelemeleri oldukça önemlidir:


Kortizol, DHEAS, melatonin-sülfat, seratonin, IGF-1, TSH, ferritin, folik asit, vitamin B6 ve B12, coenzim10, L-carnitin, magnezyum, selenyum, tam kan sayımı ve  eritrosit sedimentasyon hızı, incelenmesi gereken testler arasındadır (1, 2, 59, 78, 79).


 


Bu panele ek olarak, EBV, CMV, Borrelia ve NK-hücrelerine de bakılabilir; bunun yanı sıra romatizmal kaynağın tespitinde kullanılan bazı parameterler de incelenebilir. Bunlardan başlıcaları CRP, RF, Fe, Ku, çinko, HLA B27, CCP-AK ve ANA’dır (2, 4, 9).


 


Yukarıda bahsedildiği gibi, hastalığın kortizon ile olan ilişkisi bakımından, uykudan uyandıktan sonraki ve ilerleyen saatlerdeki kortizon seviyesi ölçülebilir. Kortizonun surrenal ve hipotalamus üzerindeki etkilerinin sempatik sinirlerle olan ilişkisi bilindiğinden, kortizon seviyesi ölçümlerinin ne kadar önemli olduğu görülecektir (5, 10, 11, 17, 22, 25, 27, 29, 33, 35, 38, 39, 45, 51).


 


Sander’e göre vücudun toksin seviyesini tespit etmek için, asit-baz dengesinin araştırılması çok önemlidir.


 


SEKONDER FMS – AYIRICI TANI:


Yaygın ağrı ve yorgunluk gerek romatizmal, gerekse romatizmal olmayan pek çok hastalığın sık görülen bulgularındandır. Bu nedenle FMS’nun ayırıcı tanısında gözden geçirilmesi gereken hastalık grupları şunlardır:


AYIRICI TANI

İdyopatik enflamatuvar kas hastalıkları

Polimiyozit/Dermatomiyozit

Enfeksiyöz miyozitler

Bakteriyel, viral, fungal, parazitik

İlaçlara bağlı miyopatik sendromlar

 

Endokrinopatiler

Hipotiroidi, Hipertiroidi, Osteomalazi, Hiperparatiroidi

Kollagen vasküler hastalıklarla ilişkili miyozitler

SLE

Polimyaljia romatika ve temporal arterit

 

Okkült ve metastatik karsinomlar

 

Nöromusküler hastalıklar

Miyastenia gravis, ALS, Familiyal periodik paralizi, Guillain-Barré sendromu, D.mellitus, Porfiriya


Tablo 4: FMS’nun ayırıcı tanısında yer alan hastalıklar


Myofasiyal ağrı sendromu, kronik yorgunluk sendromu, sistemik lupus eritematozus (SLE), romatoid artrit, erken dönem spondiloartropati, multipl skleroz, depresyon, hipokondriazis, somatoform ağrı bozukluğu, simülasyon, irritabl barsak sendromu, siyatik, nöropati, interstisyel sistit, metabolik miyopati, enflamatuvar miyopati, metastatik karsinom, alzheimer hastalığı, menieré hastalığı ve polimyaljia romatika, FMS ile en sık karıştırılabilecek hastalıklar arasında yer almaktadır (7, 8, 9, 31, 54, 67).


Klinisyenler açısından en önemli zorluk, FMS’nu enflamatuvar veya metabolik miyopatilerden ayırmaktır. Polimiyaljia romatika ve metastatik karsinomlar, ayırıcı tanı açısından yaşlılarda görülen en önemli hastalıklardır. Depresyon, postviral miyalji ve multipl bölgede ortaya çıkmış miyofasiyal ağrılar ise farklı yaş gruplarındaki ayırıcı tanıda dikkate alınmalıdır (61, 67, 68).


FMS sıklıkla, diğer romatizmal hastalıklarla birlikte de görülülebildiği için, bazan ayırım yapmada zorluk çekilebilir. Oral ülserasyonlar, artraljiler, subjektif eklem şişliği, fotosensitivite öyküsü ve ANA (+)’liği olan FMS’lu bir hasta, yanlış olarak “undiferansiye bağ dokusu hastalığı” veya “inkomplet” ya da “latent” lupus tanısı alabilir. RA ve FMS’ nun ikisinde de stresle semptomların açığa çıkışı arasında bir ilişki vardır. Sabah sertliği, artralji ve subjektif eklem şişliği ile seyreden FMS’lu hastalar, yanlışlıkla erken RA sanılabilir. Bu arada SLE’li hastalardaki FMS sıklığının % 22, RA’ lilerde ise % 10-25 olduğu da unutulmamalıdır (31,55, 65, 66, 67).


TEDAVİ / TERAPİ:


Fibromiyaljinin önlenmesi ve tedavisi için modern tıp açısından henüz kesin bir çözüm bilinmemektedir. Ancak hemen her hastalıktan korunmaya yardımcı olan, sağlıklı bir diyet, düzenli egzersiz yapmak, yeterli su içmek, bedeni asitleştiren hayvansal besinlerden uzak kalmak ve yeterli istirahat en etkili korunma yöntemlerindendir (9, 64, 66, 67, 68).


 


Egzersizin ayrı bir önemi vardır. Özellikle gevşeme egzersizleri, germe egzersizleri, kardiyovasküler kondüsyon programı, yürüyüş, yüzme ve bisiklete binme çok yararlı olmaktadır. Egzersiz, ısı ve elektriksel akımlardan oluşan fizik tedavi programları, ağrının azaltılması açısından etkili yöntemlerdir. Kas gerginliklerinin azaltılmasında masaj, miyofasiyal gevşeme ve basınç teknikleri de olumlu sonuçlar verir (9, 64, 66, 67, 68).


 


Tamamlayıcı tıp ve regülasyon tıbbı açısından incelendiğinde ise, altan yatan sempatik disfonksiyonun yani diğer bir deyişle vejetatif disfonksiyonun giderilmesi, FMS’nun çözümünü kolaylaştırmaktadır (2, 5, 10, 33, 51).


 


İLK ADIM AĞRIYLA MÜCADELE OLMALIDIR!


Fibromiyalji kronik bir rahatsızlıktır. Uzun süreli bir hastalık olmasına rağmen, tamamlayıcı tıp sayesinde, zamanla birçok hasta şikayetlerinden büyük ölçüde kurtulur; bir kısmında ise hiçbir şikayet kalmaz. Bu sendromun tedavisinde ağrıyla mücadele ve kaliteli bir uykunun sağlanması ilk adımdır. Vücut seratonin seviyesini yükselten ve depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçların,  tedavide başarı sağladığı belirtilmektedir (6, 7, 8, 9, 31, 64, 66, 67, 68).

Vücuttaki seratoninin etkisini artıran ve dengeleyen çeşitli tamamlayıcı tıp uygulamaları mevcuttur. Bu nedenle  kalıcı çözüm sağlamak için ilaçların yerine, bu tamamlayıcı tıp metotlarını birlikte kullanmak ve böylece FMS’nu tedavi etmek mümkündür. Bu tür etkiler, nöralterapi ve akupunktur metotları uygulanarak ortaya çıkarılabilir. Özellikle vücut akupunktur noktası, daha doğrusu alanı olan karaciğer 3 (KC3), bu anlamda önemli bir yere sahiptir (1, 2, 3, 4, 5, 9, 10, 15, 16, 24).


 


FMS’da en etkili terapilerin başında nöralterapi, ozon terapi, S.O.E (oksijen tedavisi), magnetik alan tedavisi, akupunktur ve biyofoton gelir. Uzman hekimler tarafından uygulanan ve tetik nokta dediğimiz triger noktalarına nöralterapi yaklaşımı ile yapıcak olan enjeksiyonlar, fibromiyaljide oldukça etkili olmaktadır (2, 5, 21, 33, 35, 37, 38, 39, 51).  



Modern tıp açısından yaklaşım  


 

Tamamlayıcı tıp açısından yaklaşım

NSAI


Antidepresanlar


 

Nöralterapi


Elektroterapi


Ozon terapi


Akupunktur


SOE terapi

Egzersiz


 

Egzersiz


Masaj


Hidroterapi


Sağlıklı ve dengeli beslenme


Doğru nefes alma tekniği


Hipnoz


Uyku düzenlenmesi


Detoks



Tablo 5: FMS’da tedavi yaklaşımı (1, 2, 3, 4, 5, 9, 13, 15, 21, 22, 25, 35, 38, 39, 40, 51, 54, 55, 68)


 


Tamamlayıcı tıp metotlarıyla bu rahatsızlığın tedavi edilmesi mümkündür!


 


Terapiye başlamadan önce hastayı değerlendirmek çok önemlidir. Fibromiyalji’de hastanın değerlendirilmesi ve tetkik edilmesi, multidisipliner bir yaklaşımla yapılmalıdır.


 


 


 


 


MULTİDİSİPLİNER TERAPİ YAKLAŞIMI

Hidroterapi

Elektroterapi

Egzersiz ve Masaj

Nöralterapi

Ozon, SOE, Akupunktur

Termal banyolar


 


Kaplıca


 


Dönüşümlü banyo

Yüzeyel ısı, derin ısı ve elektriksel akımlardan oluşan fizik tedavi uygulamaları


 


Manyetik alan terapisi


 


TENS


 

Gevşeme egzersizleri


 


Germe egzersizleri


 


Kardiyovasküler kondüsyon programı


 


Yürüyüş


 


Yüzme


Bisiklete binme Egzersiz

Lenfatik disfonksiyon olduğundan


lokal ağrılı yer,


ağrılı segment,


triger noktaları ve


bozucu alan eliminasyonu


 


Blokaj


 


Hormonal eksen


 


 

İmmun sistemi güçlendirmek için faydalanılabilir


 


Fibromiyaljideki ağrının giderilmesinde nöralterapi kadar etkin değildirler


 


Tablo 6: Multi disipliner terapi yaklaşımı (1, 2, 3, 4, 5, 9, 13, 15, 21, 22, 25, 35, 38, 51, 54)


 


Nöralterapi Açısından Yaklaşım:


 


Belirtilerin tamamı incelendiğinde FMS’nun temelinde lenfatik dolaşım bozukluğu olduğu görülmektedir. Fibromiyaljili bir hastada, hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz noktalardan çoğu aslında, lenfatik sisteme dahil edilmek üzere, adale içinde toplanmış olan artıkların akıtıltığı noktalardır. Hastaların bedenleri asit baz açısından değerlendirildiğinde ise, yoğun bir asit yapının olması dikkat çekmektedir (5, 10, 11, 17, 22, 25, 27, 29, 33, 35, 38, 39, 45, 51, 55, 64).


Nöralterapi ve Vegetatif Sinir Sisteminin Önemi:


Nöralterapi terim olarak, vücudun kendi nörovejetatif sistemini kullanarak işlev gören bir tedavi formunu ifade eder (5). 


Stimülüs transformasyonları ve bilgi değişiklikleri, nörovejetatif sistemde yer almakta ve aşırı stimülüs, enerjinin üretim ve dağılımını engellemekte ve bozmaktadır. Lenfatik sistemin etrafını saran vejetatif sinir sisteminin regülasyonu, FMS’nun ana yaklaşım tarzını oluşturmalıdır (5, 12, 17, 22, 35, 51).


Bütün nöralterapötik metotlar ya bozulmuş dokuya enerji sağlamakta, ya da enerji bloklarını çözmektedir.


1928 yılında Dr. Ferdinand ve Dr. Walter Huneke, eklem araştırmaları ile ilgili bir yazılarını “Anestetiklerin Bilinmeyen Uzak Etkileri” başlığı altında yayınlamışlar ve bu rastlantısal bulgularını bir tedavi metodu olarak geliştirmişlerdir (5, 10, 11, 13).


Huneke’ye göre Nöralterapi, çeşitli hastalıkların, özellikle ağrının, lokal anestezikler kullanılarak periferik ve vegetatif sinir sistemi yoluyla tedavisidir. Bu tedavi için prokain ve lidokain kullanılır.


 


Nöralterapi bir regülasyon tedavisidir. Vücut üzerindeki belli noktalara veya alanlara Lokal Anestezik (LA)’lerle bir uyarı gönderilir; bu uyarıya vücut tarafından segmental veya segment üstü bir yanıt verilir. Bu yanıt bize hem teşhis koyma hem de tedavi etme konusunda yön verir. 


Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları humoral, selüler, nöral ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu, bunların sistemdeki reaksiyonlara katılımı ile ilişkilidir. Bu mekanizmaların sadece birinde oluşacak herhangi bir bozukluk bütün sistemin fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Bu pencereden bakıldığında, ana lenfatik sistemde oluşan bir disfonkiyonun, pek çok semptomun karışımından meydana gelen bu hastalığı ortaya çıkarması anlaşılır bir durum olmaktadır (5, 9, 10, 22, 35, 51).


Kısacası hastalık yalnızca bir organı değil, bütün vücudu etkileyecektir. Lenfatik sistemdeki bir disfonkiyon veya triger noktasındaki staz sadece bulunduğu lokal yeri ve segmenti etkilemez, uyarının kronikliğine göre tüm sistemi etkiler. Bozuk olan segmental dokuya, lokal anestetik ile yapılan nöralterapi yalnızca patolojik refleks yollarını kesmekle kalmaz, aynı zamanda bozuk hücre membranını doğru potansiyele repolarize ederek, vejetatif fonksiyonların normal bir hale gelmesini de sağlar. Bir başka deyişle nöralterapi, lenfatik sistem kaynaklı olarak ortaya çıkmış olan bu kompleks disfonksiyonu, tekrar regüle eder (2, 5, 10, 11, 17, 22, 24, 28, 35, 39, 41, 42, 51). 


Yaşam sadece madde ile sınırlanmış değildir; aynı zamanda enerji ile de bağlantılıdır. Bir zarın normal şartlarda, dinlenme durumunda iken dış tarafında pozitif, iç tarafında negatif yükü vardır. Bir uyarılma söz konusu olduğunda zarın sodyum iyonlarına olan geçirgenliği birden artınca, sodyum iyonları o kadar ani ve hızlı olarak iç tarafa akarlar ki, dış ve iç yüzeyler arasındaki potansiyel farkı yok olur; hatta iç yüzde dış yüze oranla daha fazla pozitif yük toplanır ve bu durumda normal dinlenme potansiyeli ortadan kalkar. Sonuç olarak potasyum iyonları hücreyi terk etmiş ve sodyum iyonları da hücre içine girmiş olmaktadır (5, 22). 


Normal şartlar altında depolarizasyon olduktan hemen sonra zarın porları sodyum iyonlarına karşı geçirgenliğini yeniden kaybeder. Bu durumda potasyum iyonları hücreye geri döner ve sodyum iyonları hücreyi terk eder ve hücre membranı tekrar impermeabl hale gelir. Böylece normal dinlenme potansiyeli geri gelmiş olur (5, 22, 24, 35, 51).


Kısacası nöralterapötik ajanın bir değer deyişle %1 procain veya %1 lidokain’in bozulmuş sahaya gelmesi ve içerdiği yüksek potansiyeli ile bozulmuş hücre membran potansiyelini repolarize etmesi, böylece stabilizasyonunu sağlaması, yalnızca nörovejetatif sistemdeki düzensizliği ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda nöral, humoral, selüler ve hormonal etkinliği de restore eder (5, 10, 11). 


FMS’li hastalar incelendiğinde iki ana sorun karşımıza çıkmaktadır. AĞRI ve UYKUSUZLUK.


 


Ağrı derinlemesine sorgulanıp incelendiğinde yukarıda tanımlanmış olan trigger noktaların ağrılı ve hassas olduğu görülecektir. Bu noktaların adale içinde yer alan ve lenfatik sisteme açılan kapılar olduğu bilinmektedir. Lenfatik sistemde akışkanlık bozulduğundan geriye doğru bir birikim meydana gelecektir. Normal koşularda toksik maddeler lenfatik sistem yoluyla atılabilmektedir. Ancak lenfatik sistemi bir ağ gibi saran sempatik sinir sistemindeki disfonksiyon, burada ciddi bir staz meydana getirir. Bu stazı çözebilecek en önemli terapi metodu ise nöralterapidir. Çünkü bu tedavi yöntemi, sempatik disfonksiyonu regüle edebilecek önemli bir terapi şeklidir. Ancak pek çok fizik tedavi veya ortopedi uzmanı tarafından yapılan lokal anestezi uygulamaları nöralterapi değildir (2, 5, 10, 11, 17, 22, 25, 27, 29, 33, 35, 38, 39, 41, 45, 51,55, 64).


 


Uykusuzluk detaylı olarak incelendiğinde, FMS kaynaklı olanlarda sebebin hormonal disfonkisiyon olduğu görülecektir. Yukarıda tanımlandığı gibi, stresin kortizon üzerindeki etkisi ve uyanma sonrasında kortizol seviyesi ve melatonin düzeyinde ciddi değişikliklerin olduğu tespit edilecektir. Laboratuar incelemelerindeki bu disfonksiyonu ilaç tedavisinden çok, hormon eksini başta olmak üzere, organların yansıma ve head zonlarındaki disfonksiyonların regüle edilmesi yoluyla, kaliteli bir uykunun sağlanması gerçekleşebilecektir (2, 9, 54, 66).


 


Nöralterapide 4 ayrı tedavi şekli vardır (5):


1.      Lokal tedavi


2.      Segmental tedavi


3.      Ganglionlara yapılacak tedavi


4.      Bozucu alan tedavisi


Nöralterapi uygulayarak, lokal ağrılı noktalara enjeksiyon yapılması, triger noktaların uyarılması, sorunlu segmentin tedaviye dahil edilmesi ve hastanın öyküsü, fizik muayenesi ve inspeksiyonu ile tespit edilen bozucu alanların regüle edilmesi, tedavide yapılacak başlıca uygulamalardır. Tabi ilk başta Adler noktalarının hassas olup olmadığının incelenerek sorunlu olan bölge veya alanın regüle edilmesi gerekmektedir (5, 22, 51).


 


Tetik noktalar; herhangi bir iskelet kasının gergin bandı içinde bulunan, kompresyonla ağrılı, palpasyon sırasında lokal seyirme yanıtı oluşturan ve yaklaşık 2-5 mm çapındaki fokal hassas noktalardır. Tetik noktalar tek bir iskelet kasında olabileceği gibi aynı anda birden fazla kasta da bulunabilir. Tetik noktalara bu ismin verilmesinin nedeni, bu noktalara basınç veya kas aktivasyonu ile stimülasyon yapıldığında, bir silahın tetiğini çekmek gibi bir başka yerde de (referans alanı) etkiler oluşturmasıdır (5, 9, 66).


 


Travell ve Simons tetik noktalar için spesifik kriterler tanımlamışlardır (7, 8, 31, 67, 68):


 


1. Gergin bant olarak bilinen ve kasın palpe edilebilir sert alanı


2. Gergin bant içinde presyonla lokalize hassasiyet gösteren spot, tetik nokta


3. Gergin bant içindeki tetik noktaya devamlı basınç uygulandığında karakteristik ağrı, uyuşma, karıncalanma paterni


4. Gergin bant transvers olarak büküldüğünde lokal seyirme yanıtı


 


Tetik nokta gergin bir kasta parmak ucuyla yapılan palpasyonla araştırılır. Palpasyon gergin bir kasın uzun ekseni boyunca yapılır. Ard arda yapılan palpasyonlarla en duyarlı nokta belirlenir. Bu noktaya uygulanan basınçla hastanın aniden yüzünü ekşitmesi, sıçraması ya da sesle yanıt vermesi, ayrıca bu bölgeden uzak bir bölgede yansıyan ağrı tanımlaması, tetik noktayı gösterir. Yapılan çalışmalarda tetik noktanın fizik muayene bulgularından en güvenilir olanının, fokal hassasiyet ve ağrı olduğu bildirilmiştir (6, 9, 54, 61, 65, 68).


Segment tedavisi segmentin bütün kısımlarının, segmentin içindeki önemli proseslere karşı, uniform bir bütün olarak hareket etmesi ile ilgilidir. Stimulus spinal kord yolu ile periferden, respektif segmentle asosiye olmuş organa ulaşır ya da organdan spinal kord yolu ile diğer organlara ulaşır (5, 10).


Vücudun herhangi bir yerinde önceden geçirilmiş veya hali hazırda var olan lokal irritasyon, patolojik bir saha (bozucu alan) haline gelebilir ve nörovejetatif sistemi bozarak diğer vücut fonksiyonlarının bazılarında da rahatsızlığa neden olabilir. Bu sahaya lokal anestetikle uygulanan nöral tedavi, bu etkiyi azaltabilir ve böylece semptomlarda ani bir düşüş gözlenebilir (5, 17, 22, 41, 42, 51).


Bozucu alanların tedavisinde aşağıdaki şartlar dikkate alınmalıdır (5, 11, 12, 22, 28, 35, 38, 39, 51):


1.      Bedende bulunan bir bozucu alana lokal anestezik injeksiyonundan  sonra, şikayetler kaybolmalı ve bu durum en az 20 saat sürmelidir (dişlerde ise 8 saat ).


2.      Her tedaviden sonra şikayetlerin giderek azaldığı gözlenmelidir.


3.      Yeterli sıklıkta tedaviden sonra hastalık iyileşmelidir; hatta anatomik olarak ortadan kalkmalıdır.


SONUÇ:


Sadece triger noktalara yapılacak olan bir LA enjeksiyonu ile nöralterapi tedavisinde başarılı olmak mümkün değildir. Çünkü sorunun kaynağı triger noktaları değildir. Triger noktaları lenfatik sistemde ortaya çıkan stazın sonucu olarak, orada bir yansıma ağrısı oluşmasından başka bir şey değildir (5, 22, 24, 35, 51).


 


Bu bağlamda gelişigüzel yapılacak bir LA enjeksiyonu, hastanın şikayetlerinde geçici rahatlama sağlasa bile, kalıcı bir çözüm olamamaktadır. Yukarıda aktarmaya çalıştığım bu hastalığın temelinde, lenfatik ve hormonal disfonkiyon yatmaktadır ve tedavide de, bu disfonksiyon regüle edilmelidir (2, 5, 10, 22, 51).


 


Bu lokal ağrılar, noktaların yanı sıra bozucu alanların eliminasyonunu da gerektirir. Kısacası FMS‘nun tedavisinde başarılı olabilmek ve kalıcı çözüm sağlamak için nöralterapi olmazsa olmazlardandır (5, 22).


 


 

Fibromiyalji Sendromu (FMS)

Kronik şikayetlerin nedeni fibromiyalji

 

Nedeni bir türlü tespit edilemeyen ağrılar, psikolojik sorunlar, uyku problemi, sürekli yorgunluk, bağırsak problemleri, ağrılı adet gibi nedeni bir türlü tespit edilemiyen hastalıklarda fibromiyalji olabiliceği unutulmalıdır.

 

Fibromiylji sendromu ilk kez 1906 yılında fibrositis adı altında tanımlanmıştır. Tüm toplumun % 2 sorunu olarak artık karşımızda duruyor.

 

FMS, etyolojisi tam olarak bilinmeyen, kas-iskelet sisteminde yaygın ağrı ve hassas noktalar yanında uyku bozukluğu, irritabl kolon, sabah sertliği, ellerde ağrı, uyuşma ve subjektif şişlik yakInmaları ile karakterize bir yumuşak doku romatizmasıdır .

 

FMS unda görçlen ağrının nosiseptif, nöropatik, santral sinir sisteminde ve psikosomatik mekanizmalardaki disregölasyona bağlı olabileceği düşünülmektedir.

 

Fibromiyalji kas ve bağ dokularda yaygın hassasiyet ve ağrıyla kendini gösteren bir hastalıktır. Bu şikayetlerin yanında psikolojik sorunlar, uyku problemi, sürekli yorgunluk ve sabah tutukluğu gibi şikayetlerin olabileceği gibi, mesane ve bağırsak problemleriyle sık sık karşılaşılan bir sorundur. özellikle bayanlarda adetleriniz çok ağrılı geçiyorsa, bel ağrınız basit tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınamamışsa akla fibromiyalji gelmelidir.

 

özellikle 30-60 yaşları arasında sık görülen, iyi huylu ve romatizmal olmayan bu hastalığın kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre çok daha fazladır. Yaşam kalite ve konforunu bozan fibromiyaljiler, kişiyi günlük hayattan alıkoyup işgücü kaybı ile tıbbi harcamaya neden oluyor.

 

İşin ilginç yanı fibromiyaljiler, halk arasında olduğu gibi konuyla ilgilenmeyen hekimlerce de çok tanınan bir rahatsızlık değildir. çoğu kez bu tabloyla hekime başvuran hastanın rahatsızlığı doğru tanı konulamadığından doktor doktor gezmek durumunda kalıyor.  

EN öNEMLİ BELİRTİSİ SANCI / AĞRI

Fibromiyaljinin ne olduğu ve nedeni tam olarak bilinmiyor. Yapılan çalışmalarda fibromiyalji hastalarının uyku sırasında anormal beyin dalgalarına (EEG) sahip oldukları tespit edilmiş. Diğer kişilerde ise kortizol seviyesinin düşük olduğu belirlenmiş.

 

Stres, kaygı, depresyon, hastalık veya yetersiz uyku fibromiyaljiye neden olabiliyor. Kendinizi çok fazla yorduğunuzda veya havanın nemli veya soğuk olması durumunda belirtiler daha da ağırlaşabiliyor. Hastanın stres durumu bunun kortizon ile olan ilişkisi ve uykudan uyandıktan sonra değişen kortizon seviyesi bu konuda en iyi incelenmiş bir durumdur. 

Şekil 1 : Yanda kortizonun stres ile ilişkisini gösteren şema ve uyandıktan sonra kortizon durumunu gösteren resim bunu göstermektedir.

 

 

Tablo I: Stresin hormonal yapı üzerindeki disfonksiyonunu açıklayan tablodur.

 

Hastalar, fibromiyalji bulgularıyla doktora başvurduklarında çoğu kez yanlış değerlendiriliyor, psikiyatrik reçeteler düzenleniyor. Bunun sonucu olarak zaman ve ekonomik kayıplar da büyüyor. üstelik bütün bunlara bir de hastaların anlaşılamama nedeniyle mutsuzluk ve çaresizlik tablosu ekleniyor.

Kronik yaygın ağrılar, yorgunluk, bitkinlik, sinirlilik, uyku bozuklukları, baş ağrıları, kabızlık fibromiyaljili hastaların önde gelen şikayetleri arasında yer alıyor.

 

Sancı ise başlıca görülen belirti! Bu rahatsızlıkta kaslarda, eklemlerde ve yumuşak dokularda hafta hafta, gün gün değişen ağrılar, sancılar ve tutulmalar meydana geliyor. Ayrıca sancı bedenin bir bölgesinden diğer bölgesine hareket edebiliyor. Fibromiyalji genellikle boyun, göğüs, kollar, bacaklar, kalçalar ve sırtta görülüyor. Diğer belirtileri ise yorgunluk, baş ağrıları, kaygı, depresyon, yutma güçlüğü, tekrarlayan karın ağrıları veya diyare gibi sindirim sistemi problemleri…

Fibromiyalji, etiyolojisi bilinmeyen, nöroendokrin, metabolik ve immunolojik anormallikler gösteren, yaygın kas-iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk, sabah tutukluğu, uyku bozukluğu, vücudun belli bölgelerinde bulunan hassas noktalarla karakterize bir yumuşak doku romatizmasıdır.

 

Hastalarda beyin ve spinal korddaki anormal substance P ve serotonin seviyeleri nosiseptif anormalliklere yol açabilir.

 

Bu kronik nosiseptif uyarılar ağrı eşiğinin düşmesine neden olarak ağrı yoğunluğunun artmasına yol açabilir.

 

Tedavide kullanılan enjeksiyon ise sinir-kas kavşağındaki nosiseptif reseptörleri inhibe ederek ağrı eşiğini yükseltir .

 

Tanı için şemada gösterilen en az 18 noktanın 11 de hassasiyet olması ve tendon noktalarının ağrılı olması fibromiyaljinin diyagnosunda çok önemlidir.

 

ACR’nin sınıflandırma ölçütlerinde önerilen, bilateral 9 yerleşimde toplam 18 duyarlı nokta şunlardır : suboksipital kas insersiyonu, trapezius kasının üst orta noktası, supraspinatus kasının orjini, sternokleidomastoid kasın alt bölümü, ikici kostokondral birleşke, lateral epikondilin 2 cm distali, gluteal bölgenin üst dış kadranı, büyük trokanterin üzeri, dizin medial yağ yastıkçığı.

 

Atlantookzipatal suboksipital seviyesinde ense kökünde M.levator scapulae skapula açısnda yapıştığı yer 2-4 kaburganın kemik ve kıkırdak dokusunun ge.iştiği yer Tuberculum majus ön tarafta lokalize olduğu yer Dirşeğin dış tarafından olan Epikondylus radialis biraz onun distalinde lokalize olmuş yer. Dirseğin iç tarafından yer alan Epikondylus ulnaris Kalça bölgesinde yer alan M.Gluteausun ortasında yer alan ağrılı nokta Trojantor major kalçayla komşuluğu olan yer Medial diz eklemi. İç tarafta lokalize olmuş yer.

İekil 2: ACR in tanımlamış olduğu triger noktaları

 

Tablo II: ACR Fibromiyalji tanı kriterleri

A. Kardinal bulgular.

1. Kronik yaygın ağrı

2. Hassas noktalar (18 hassas noktadan en az 11 nokta)

B. Karakteristik bulgular

1. Bitkinlik

2. Uyku bozukluğu

3. KatIlIk

4. Baş ağrIsI

5. üritabIl barsak sendromu

6. Raynoud benzeri sendrom

7. Depresyon

8. Paresteziler

9. Anksiyete

Kesin tanı için 2 kardinal bulgu gereklidir.

 

Laboratuvar

Laboratuvar ve radyolojik incelemeler özgül değişiklik göstermez. Ancak ayırıcı tanıda eritrosit sedimentasyon hızı, tiroid hormonları, böbrek fonksiyon testleri, kas enzimleri, antinükleer antikor (ANA), romatoid faktör (RF) yardımcı olabilir. Ancak bu testleri yorumlarken dikkatli olmalıdır. Szg, FMS’li hastaların %10-23’ ünde açıklanamayan ANA pozitifliği vardır.

Radyografi, sintigrafi ve EMG çalışmaları, öykü ve fizik bakıyla başka bir hastalık düşünülmüyorsa, genellikle gerekmez

Ancak tamamlayıcı tıp kapsamında laboratuvar incelemnein önemi:

Kortizol, DHEAS, Melatonin-Sulfat, Seratonin, IGF-1, TSH, Ferritin, Folik asit, Vitamin B6 ve B12, Coenzm10, L-Carnitin, Mg, Selenium, Tam kan, Sedimentasyon.

 

Bu panelin haricinde ayrıca EBV, CMV, Borrelien, NK-Hücreler, değerlerin yanı sıra Romatizmal kaynağı tespitinde kullanılan bazı parameterlerde incelenebilinir. Bunlar başlıca CRP, RF, Fe, Ku, çinko, HLA B27,  CCP-AK, ANA.

 

Yukarda kortizon ile olan ilişki incelendiğinde uyandıktan sonraki zaman dilimindeki bu değerin durumu ve daha sonraki seviyesi önemli olduğu kadar kortizonun surrenal ve hipotalamüs üzerinde ortaya çıkan etkinin sempatik sinirlerle olan ilişkisi gözlendiğinde bunun seviyesinin tespit edilmesinin çok önemli olduğu görülecektir.

 

Bedenin toksin seviyesini tespiti için. Sander’e göre asit baz dengesinin araştırılması çok önemlidir.

 

SEKONDER FMS – AYIRICI TANI

Ayırıcı tanıda göz önüne alınması gereken başlıca hastalık gurupları şunlardır .

Tablo III.  AYIRICI TANI

İdiyopatik enflamatuvar kas hastalıkları

PM/DM

Enfeksiyöz miyozitler

Bakteriyel, viral, fungal, parazitik

Ilaçlara bağlı myopatik sendromlar

 

Endokrinopatiler

Hipotiroidizm, hipertiroidizm

Kollagen vasküler hastalıklarla ilişkili myozitler

 

Polimyaljia romatika ve temporal arterit

 

Okkült ve metastatik karsinomlar

 

Nöromuskuler hastalıklar

Myastenia gravis, ALS, familial periodik paralizi, Guillain-Barré sendromu, D.mellitus, porfiri.

Klinisyen için en önemli zorluk FMS’yi enflamatuvar veya metabolik myopatilerden ayırmaktır. Polimyaljia romatika ve metastatik karsinom yaşlılarda görülen en önemli durumlardır; oysa depresyon, postviral myalji ve multipl bölgede myofasiyal ağrı farklı yaş spektrumlarında görülebilir.

Myofasiyal ağrı sendromu, kronik yorgunluk sendromu, sistemik lupus eritematozus (SLE), romatoid artrit, erken spondilartropati, multipl skleroz, depresyon, hipokondiazis, somatoform ağrı bozukluğu, simülasyon, irritabl barsak sendromu, siyatik, nöropati, interstisyel sistit, metabolik myopati, enflamatuvar myopati,metastatik karsinom, Alzheimer hastalığı, Menieré hastalığı, polimyaljia romatika en sık karşılaşılan durumlardır.

FMS öteki romatizmal hastalıklarda sıklıkla görülür ve bazan ayırımda zorluk çekilebilir. Oral ülserasyonlar, artraljiler, subjektif eklem şişliği, fotosensitivite öyküsü ile ANA (+) olan FMS’li bir hasta yanlış olarak “undiferansiye bağ dokusu hastalığı” veya “inkomplet” ya da “latent” lupus tanısı alabilir . RA ve FMS’ nin ikisinde de stresle semptomların açığa çıkışı arasında ilişki vardır. Sabah sertliği, artralji ve subjektif eklem şişliğiyle FMS’liler yanlışlıkla erken RA sanılabilir. Bu arada SLE’ de FMS sıklığının % 22, RA’ lilerde % 10-25 olduğu da unutulmamalıdır.

 

HASTALARIN YüZDE 90’I KADIN

Fibromiyalji hastası gençlerde yaygın olarak kronik başağrıları, anksiyete ve hava koşullarına bağlı olarak kötüleşen belirtiler, mental stres veya yetersiz uyku da görülüyor. Hastanelerde fibromiyaljili hastaların, diğer hastalardan daha çok sayıda polikliniğe başvurdukları, ameliyat oldukları saptanmış. Bütün bunların yani hastaların karakteristiklerinin bilinmesi de hastalığın tanınması için önemli taşıyor. Hastaların yüzde 90’ına yakını kadındır.

 

Hastalar şikayetlerinin bir travmadan sonra başladığını, aşırı bir fiziksel yorgunluğu takip ettiğini ya da bir enfeksiyon sonrası ağrılarının arttığını söyler.

Fibromiyaljinin sebepleri konuda ortaya birçok düşünce atılmış, bazı virüsler veya hastalıkların görülmesi (romatoid artrit, lupus ve hipotiroidizm gibi), trafik kazaları sebep olarak ileri sürülmüştür. Ancak bütün bu etmenlerin asıl neden olmadıkları ve hastalığın altında yatan fizyolojik etmeni uyandırdıkları düşünülüyor. Böyle bir sendroma ne neden olabilir sorusunun yanıtı beyindeki bilgi taşıyıcı nörotransmitterler de denilen bilgi taşıyıcı moleküllerde saklı olduğu düşünülüyor.

 

Nörotransmitterlerden noradrenalin, serotonin ve P maddesi seviyelerinde değişmeler olduğu biliniyor. Büyüme hormonu ve kortizol hormonu miktarlarının bu hastalarda değiştiği bildirilmiştir.

Bu belirtilerin tamamı incelendiğinden temelde lenfatik dolaşım bozukluğu oluştuğu görülüyor. Fibromiyalji taplosundan hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz noktaların çoğu lenfatik sisteme adalede parçalanmış artıkların sisteme dahil edildiği noktalar olmaktadır. Hastalran bedenleri asit baz açısından değerlendirildiğinde yoğun bir asit yapının olması dikkat çekmektedir.

 

Ağrı, uykusuzluk, depresyon hepsi bir kısır döngü içinde artıyor, yani birbirini olumsuz yönde ilerletiyor. Birçok faktör fibromiyaljinin ortaya çıkışını veya tablonun ağırlığını değiştirebiliyor.

Kapalı ve kasvetli havalar, soğuk gibi iklimsel koşullar bile bu sendromun görülmesine neden olabiliyor. Ayrıca stres, depresyon, sıkıntılar, aşırı yorgunluklar ve insanın moral değerlerini olumsuz olarak etkileyen tüm faktörler fibromiyalji için de kötüleştirici faktör olabiliyor.

FMS semptomlarını arttıran ve azaltan çeşitli faktörler vardır.

Tablo IV : MODüLE EDEN FAKTöRLER

Arttıran faktörler

Azaltan faktörler

Soğuk veya nemli hava

Sıcak, kuru hava

Barometrik basınç değişiklikleri

Sıcak duş veya banyo

Nonrestoratif uyku

Dinlendirici uyku

Fiziksel / Mental yorgunluk

Orta derecede aktivite

Aşırı fiziksel aktivite

Germe egzersizleri ve masaj

Anksiyete / Stres

 

 

 

İLK ADIM AĞRIYLA MüCADELE

Fibromiyaljinin önlenmesi için kesin bir yol bilinmiyor. Ancak hemen her hastalıktan korunmaya yardımcı olan sağlıklı bir diyet, düzenli egzersiz, yeteri kadar su içmek, bedeni asitleştiren hayvansal besinlerden uzak kalmak ve yeterli istirahat en etkili korunma yöntemi. Egzersiz yapmak da çok önemli…

 

özellikle gevşeme egzersizleri, germe egzersizleri, kardiovasküler kondüsyon programı, yürüyüş, yüzme ve bisiklete binme çok yararlı. Egzersiz, ısı ve elektriksel akımlardan oluşan fizik tedavi ağrının azaltılmasında etkili oluyor. Kas gerginliklerinin azaltılmasında masaj, miyofasyal gevşeme ve basınç teknikleri de olumlu sonuçlar veriyor.

Fibromiyalji kronik bir rahatsızlık. Uzun süreli bir hastalık olmasına rağmen zamanla birçok hasta semptomlardan kurtuluyor, bir kısmında ise hiçbir şikayet kalmıyor. Bu sendromun tedavisinde ağrıyla mücadele ve kaliteli bir uyku sağlanması ilk adım. Vücut seratonin seviyesini yükselten, depresyon gibi durumlarda da kullanılan ilaçlar tedaviye başarı sağladığı belirtiliyor.

Vücutta seratonin etkisini artıran ve dengeleyen noktalar mevcut. Ancak bu yapılırken ilaç yerine kalıcı çözüm almak için tamamlayıcı tıp metotlarını birlikte kullanarak fibromiyaljiyi tedavi etmek mümkün.

 

Bu durumda en etkili terapilerin başında nöral terapi, ozon terapi, S.O.E (Oksijen Tedavisi), magnetik alan tedavisi, akupunktur ve biyofoton geliyor. Uzman hekim tarafından uygulanan tetik nokta dediğimiz trigger noktalarına nöralterapi yaklaşımı ile enjeksiyonları fibromiyaljide oldukça etkili.

BU BELİRTİLERE DİKKAT EDİN

KRONİK BAŞAĞRISI

Tekrarlayan migren ve tansiyon tipi baş ağrıları, fibromiyaljik hastaların yüzde 50’sinde görülen belirtidir.

YORGUNLUK

Hastalar sürekli yorgunluktan şikayet eder. Bu genellikle beyinsel bir yorgunluk olarak tanımlanır. Hastalar kendini enerjisi çekilmiş gibi hisseder. Bazı hastalar yaşadıkları yorgunluğu kol ve bacaklarına sanki beton bloklar bağlanmış gibi tanımlarlar.

SİNDİRİM SORUNLARI Konstipasyon (kabızlık), diyare (ishal), sık sık karın ağrısı, gaz çıkartmak ve mide bulantısı fibromiyalji hastalarında sık rastlanan bulgulardır.

AĞRI

Fibromiyaljide görülen ağrıda belirli bir lokalizasyon ve karakter mevcut değil. Hastalar derin kas ağrıları, yanma, burulma gibi değişik karakterde ağrılar tanımlar. özellikle sabah saatlerinde ağrı ve kas tutukluğu daha fazla görülür.

KİMYASALLARA KARŞI HASSASİYET Parlak ışık, değişik kokulara, gürültüye, bazı ilaçlara ve değişik besinlere karşı bir hassasiyet, yüzde 50 oranında fibromiyalji hastalarında görülür.

UYKU BOZUKLUKLARI

Birçok fibromiyalji hastasında uyku sorunları vardır. Bu kişiler uykuya kolayca dalmalarında rağmen ortaya çıkan beyin aktiviteleri nedeniyle uykuları derinleşememektedir. Yani hastaların yarı yarıya uyudukları söylenebilir. Birçok vakada hastayla karşılaşan doktor uyku testlerini imkansızlıklar nedeniyle isteyemez. Genelde hastalar bu durumu uykudan uyandıklarında sanki bir ağır bir iş yapmış gibi dinlenmeden kalktıklarını söyler. Fibromiyalji hastalarında uykuda kolların bacakların ani olarak sağ sola atılması, diş gıcırdatmak gibi başka sorunlar da görülebilir.

FMS’ li hastaların çoğunda görülen uyku bozukluğunun çeşitli nedenleri vardır.

Tablo V : UYKU BOZUKLUĞUNUN NEDENLERİ

psikofizyolojik insomni

sirkadiyen ritm bozukluğu

kötü uyuma alışkanlığı

REM uykuda davranış bozuklukları

uyku eşinin horlaması

fazla kafein, alkol

Ağrı

ağır ve baharatlı akşam yemeği

huzursuz bacak sendromu

yatmadan önce yemek

uyku-apne sendromu

yatmadan önce TV izlemek

Rinit

fazla gürültü

özofageal reflü

rahatsız yatak

Noktüri

kontrolsüz oda sıcaklığı

Narkolepsi

Horlamak

yeni doğan bebeğin neden olduğu uyku bölünmesi

yatak odasında evcil hayvan

DEĞİŞİK SEMPTOMLAR

Dismenore (ağrılı adet görmek), göğüs ağrısı, adale tutuklukları, hafıza kayıpları, duyu sorunları, karıncalanma, kas seyirmeleri, sık idrara gitmek, deri hassasiyeti, göz kuruluğu ve ağız kuruluğu.

TEMPOROMANDİBüLER EKLEM SORUNLARI Alt ve üst çene arasında yer alan eklemin fonksiyon bozukluğu da bir sendrom olarak bilinir. Yüzde ve başta şiddetli ağrılar duyulur. Yapılan bilimsel araştırmalarda fibromiyalji hastalarının yüzde 25’inde bu tip sorunlara rastlanır.

 

Tedavi/ Terapi

 

Tablo VI terapide yaklaşım

Modern Tıp açısından yaklaşım:

 

Tamamlayıcı Tıp

NSAI

Antidepresanlar

 

Nöralterapi

Elektroterapi

Ozon terapi

Akupunktur

SOE terapi

Egzersiz

 

Egzersiz

Masaj

Hidroterapi

Sağlıklı ve dengeli beslenme

Doğru nefes alma tekniği

Hipnoz

Uyku düzenlenmesi

Detoks

 

 

Tamamlayıcı Tıp metotlarıyla bu rahatsızlığın terapisi mümkündür.

 

Terapiye başlamadan önce değerlendirmek önemlidir. Fibromiyalji hastanın değerlendirmek ve takik etmek için Mülti disipliner bir yaklaşım çok önemlidir.

 

Tablo VII: Multi disipliner terapi yaklaşımı

 

Multi disipliner terapi yaklaşımı

Hidroterapi

Elektroterapi

Egzersiz ve Masaj

Nöralterapi

Ozon, SOE, Akupunktur

Termal banyolar

Kaplıca

Dönüşümlü banzo

İnrred Isı ve elektriksel akımlardan oluşan fizik tedavi ağrının azaltılmasında etkili oluyor.

Manyetik alanterapisi

TENS

 

gevşeme egzersizleri,

germe egzersizleri,

 kardiovasküler kondüsyon programı, yürüyüş,

yüzme,

bisiklete binme Egzersiz.

Lenfatik disfonksiyon olduğundan

Lokal ağrı yer

Ağrılı segment

Triger noktalar,

Bozucu alan eliminasyonu

Blokaj

Hormonal eksen

 

 

İmmun sistemi güçlendirmek için faydalanılacaktır. Fibromiyaljideki ağrının giderilmesinde Nöralterapi kadar etkin deüildirler.

 

Nöralterapi açsısından yaklaşım:

 

Bu belirtilerin tamamı incelendiğinden temelde lenfatik dolaşım bozukluğu oluştuğu görülüyor. Fibromiyalji taplosundan hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz noktaların çoğu lenfatik sisteme adalede parçalanmış artıkların sisteme dahil edildiği noktalar olmaktadır. Hastalran bedenleri asit baz açısından değerlendirildiğinde yoğun bir asit yapının olması dikkat çekmektedir.

 

Nöralterapi ve Vegetatif Sinirsisteminin önemi?

Nöral terapi terim olarak vücudun kendi nörovejetatif sistemini kullanarak işlev gören bir tedavi formunu ifade eder. 

Stimülüs transformasyonları ve bilgi değişiklikleri nörovejetatif sistemde yer almakta ve aşırı stimülüs enerjinin üretimin ve dağılımın engellemekte ve bozmaktadır. Lenfatik sistemin etrafını saran vejetatif sinir sisteminin regülasyonu FMS ana yaklaşım terzını oluşturmalıdır.

Bütün nöral terapötik metotlar ise ya bozulmuş dokuya enerji sağlamakta, ya da enerji bloklarını çözmektedir.

1928 yılında Dr. Ferdinand ve Dr. Walter Huneke, eklem araştırmaları ile ilgili bir yazılarını “Anestetiklerin Bilinmeyen Uzak Etkileri” başlığı altında yayınlamışlardır ve bu rastlantısal bulgularını bir tedavi metodu olarak geliştirmişlerdir.

Huneke’ye göre Nöral Terapi, çeşitli hastalıkların, özelliklede ağrının lokal anestezikler kullanılarak periferik ve vegetatif sinir sistemi yoluyla tedavisidir.Bu tedavi için prokain ve lidokain kullanılır.

Burada 4 ayrı tedavi şekli vardır:

1.      Lokal tedavi

2.      Segmental tedavi

3.      Ganglionlara yapılacak tedavi

4.      Bozucu alan tedavisi

Nöral Terapi bir regülasyon tedavisidir. Beden üzerinde belli noktalara veya alanlara Lokal Anesteziklerle bir uyarı gönderilir,bu uyarıya beden tarafından segmental veya segment üstü bir yanıt verilir.Bu yanıt bize hem teşhis koyma hem de tedavi etme konusunda yön verir. 

Bozucu alanların tedavisinde aşağıdaki şartlar dikkate alınmalıdır :

1.      Bedende bulunan bir bozucu alana lokal anestezik injeksiyonundan  sonra şikayetlerin kaybolması en az 20 saat sürmelidir.(dişlerde ise 8 saat )

2.      Her tedaviden sonra şikayetlerin giderek azalması gözlenmelidir.

3.      Yeterli sıklıkta tedaviden sonra hastalık iyileşmelidir.Hatta anatomik olarak ortadan kalkmalıdır.

Segment tedavisi segmentin bütün kısımlarının, segmentin içindeki önemli proseslere karşı, uniform bir bütün olarak rol oynaması ile ilgilidir. Stimulus sipnal kord yolu ile periferden, respectif segmentle asosiye olmuş organa ulaşır , ya da organdan spinal kord yolu ile diğer organa ulaşır.

Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları humoral, selüler, nerval ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu sistemdeki reaksiyonlara katılımı ile ilişkilidir. Bu mekanizmaların sadece birinde oluşacak herhangi bir bozukluk bütün sistemin fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. FMS de bozulan ana lenfatik sistemdeki disfonkiyon pek çok semtomun karışımına neden olan hastalığı ortaya çıkarması bu pencereden bakıldığından anlaşılıdır.

Yani hastalık yalnızca bir organı değil, bütün vücudu etkileyecektir. Lenfatik sistemdeki bir disfonkiyon veya triger noktasındaki staz sadace bulunduğu lokal yeri ve segmenti etkilemez uyarının kronikliğine göre tüm sistemi etkiler. Bozuk segmental dokuya lokal anestetik ile yapılan nöral terapi yalnızca patolojik refleks yolları kesmekle kalmaz, aynı zamanda bozuk hücre membranını doğru potansiyele repolarize ederek, vejetatif fonksiyonları normal hale getirmeye de yarar. Bir başka deyişle lenfatik sistem kaynaklı ortaya çıkmış olan komplek disfonksiyonunu regüle eder. 

Vücudun herhangi bir yerindeki önceden geçirilmiş veya halihazırdaki lokal irritasyon, patolojik bir saha (bozucu alan) haline gelebilir ve nörovejetatif sistemi bozarak diğer vücut fonksiyonlarının bazılarında da rahatsızlığa neden olabilir. Bu sahaya lokal anestetikle uygulanan nöral tedavi bu etkiyi azaltabilir ve semptomlarda ani bir düşüş gözlenebilir.

Yaşam sadece madde ile sınırlanmış değil, aynı zamanda enerji ile de bağlantılıdır. Bir zarın normal şartlarda, dinlenme durumunda dış tarafta pozitif, iç tarafında negatif yükü vardır. Bir uyarılma söz konusu olduğunda zarın sodyum iyonlarına olan geçirgenliği birden artınca sodyum iyonları o kadar ani ve hızlı olarak iç tarafa akarlar ki, dış ve iç yüzeyler arası potansiyel farkı yok olur ve hatta iç yüzde dış yüze oranla daha fazla bir pozitif yük toplanır ve bu halde normal dinlenim potansiyeli ortadan kalkar. Bu durumda potasyum iyonları hücreyi terk etmiş ve sodyum iyonları da hücre içine girmiş durumdadır. 

Normal şartlar altında depolarizasyonun oluşundan hemen sonra zarın porları sodyum iyonlarına karşı geçirgenliğini yeniden kaybeder. Bu durumda potasyum iyonları hücreye geri döner ve sodyum iyonları hücreyi terk eder ve hücre membranı tekrar impermeabl hale gelir. Böylece normal dinlenim potansiyeli geri gelmiştir

Kısacası nöralterapötik ajanın bir değer deyişle %1 procain veya %1 lidokain bozulmuş sahaya gelmesi ve içerdiği yüksek potansiyeli ile bozulmuş hücre membran potansiyelini repolarize etmesi, böylece stabilizasyonunu sağlaması, yalnızca nörovejetatif sistemdeki düzensizliği ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda nöral, humoral, selüler ve hormonal etkinliği de restore eder. 

FMS hastalar incelendiğinde iki ana sorun karşımıza çıkmaktadır. AĞRI ve UYKUSUZLUK.

 

Ağrı derinlemesine sorgulanıp incelendiğinde yukarda tanımlanmış olan trigger noktaların ağrılı ve hassas olduğu görülmektedir. Bu noktaların adale içinde yer alan lenfatik sisteme açılan kapılar olduğu görülecektir. Lenfatik sistemde akışkanlık bozulduğundan geriye doğru bir birikim meydana gelecekcektir. Normal koşularda toksik maddeler lenfatik sistem yoluyla atabilinmektedir. Ancak lenfatik sistemi bir ağ gibi saran sempatik sinir sistemindeki disfonksiyon burada ciddi bir staz meydana getirir. Bu stazı çözebilecek en önemli terapi mettoduysa Nöralterapidir. çünkü sempatik disfonksiyonu regüle edebilecek önemli bir terapi şeklidir. Pek çok fiziktedavi uzmanınca veya ortopedistlerce yapılan lokal aneztesiz uygulaması nöralterapi değildir.

 

Uykusuzluk derinlenmesine incelendiğinde FMS kaynaklı oluşumundan hormonal disfonkisiyon olduğu görülecektir. Yukarda tanımlanmış olan stresin kortiyon üzerindeki etkisi ve uyanmak durumuna bağlı olarak değişen kortizol seviyesi ve melatonin düzeyinde ciddi değişiklikler olduğu tespit edilecektir. Laboratuar incelemerindeki bu disfonksiyonu ilaç tedavisinden daha çok hormon eksini başta olmak üzere organların yansıma ve head zonlarındakı disfonksiyonların regüle edilmesi kaliteli bir uykunun sağlanmasına neden olacaktır.

 

Nöralterapi ile ağrılı noktaların enjeksiyonu, triiger noktalarının uyarılması, sorunlu segmentın tedaviye dahil edilmesi, hastanın öyküsünden ve FM ve inspeksiyondan görülen bozucu alanların regüle edilmesi. Tabi ilk başta adler noktalarının hassas olup olmadığının incelenerek sorunlu olan bölgesinin veya alanın regüle edilmesi gerekmektedir.

 

Sadece triger noktaların yapılacak olan bir LA enjeksiyonu ile Nöralterapideki başarıyı elde etmek mümkün değildir. çünkü sorunun kaynağı triger noktası değildir. Triger noktası lenfatik sistemden ortaya çıkan stazın sonucu olarak bir yansıma ağrısı oluşmaktadır. Bu bağlamda üstün köre yapılacak bir LA uygulanan hastanın şikayetlerinde gecici rahatlama sağlasada kalıcı çözüm olamakatadır. Yukarda söz konusu aktarmaya çalıştığım bu hastalığın temelinde lenfatik ve hormonal  disfonkiyonun regülasyonu yatmaktadır. Bu lokal ağrı noktaların yanı sıra bozucu alanların eliminasyonunu gerektirir. FMS başarıla olmabilmek ve kalıcı çözüm almak için NT olmazsa olmazlardandır.

 

Prof. Dr. Dr. Hüseyin NAZLIKUL

www.huseyinnazlikul.com

<

Beynin en mükemmel hali

ABD’de Virginia Üniversitesi tarafından yapılan ve sağlıkla ilgili bir internet sitesinde yayımlanan bir araştırmaya göre, en fonksiyonel ve mükemmel haline




Sağlık için incir

İncir mevsimindeyken, lezzetli olduğu kadar protein, vitamin ve mineral kaynağı bu meyveyi yemenin; ondan reçel ve tatlılar yapmanın tam zamanı…

Rezaletin itirafı!

Domuz gribi, salgın değil ‘korku kampanyası’ydı Tüm dünyada büyük önce panik, sonra korku ve son olarak kuşkuyla karşılanan domuz gribi







Olumsuz etkiliyor

 Prof. Dr. İnanç, karnesinde zayıf olan çocuğun başarısızlığında bu durumun da dikkate alınması gerektiğini belirterek, “Dengeli beslenme konusunda ailelere önemli

Alzheimer masaya yatırılıyor

çağımızın önemli sağlık sorunlarından olan Alzheimer Hastalığı, özellikle büyükşehirlerde yaşlılar için çekilmez oluyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) öncülüğünde, yaşlılık döneminde

Rahim kanseri belirtileri

Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanamaKanser Riski Faktörleri: Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir