Nöralterapi ile miyofasyal triger noktaları (tetik noktaları)

Nöralterapi, nörovegetatif sistem disfonksiyonları esas alınarak %1 prokain ya da % 0.5 lidokain kullanılarak spesifik alanlara, tanımlanmış tekniklerle uygulanan bir tedavi yöntemidir. Nöralterapi ile hastalık tablosu oluşmadan önce disfonksiyon aşamasında patolojik sürece müdahale etme imkanına sahip olduğumuzdan, konvansiyonel yöntemlerden bir adım önde olan bir yaklaşımdır. Oluşan patolojik durumun, sadece lokalize bir semptom olmadığı, sistemdeki tıkanıklığın bir yansıması olduğu kabul edilir. Lokalize alana veya noktaya müdale etmek kadar sisteme müdahale etmek esası çok önemlidir. Lokal tedavi yaparken segmental tedavi de mutlaka uygulanır. Böylece hem lokal soruna müdahale etmiş oluruz, hem de söz konusu segmente yaptığımız uygulama nedeniyle mevcut patolojinin ardı sıra cereyan edebilecek olan başka patolojileri de önleyebildiğimizden, koruyucu hekimlik açısından önemli bir katkı sağlamış oluruz.


Bu yaklaşımla diz ağrısı olan bir hastayı lokal olarak değerlendirme aşamasında; Fizik muayene, bölgesel radyolojik görüntüleme (direk grafi, tomografi, nükleer manyetik rezonans görüntüleme…) ve kan tahlillerinde hiçbir problem göremeyişimiz sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Mevcut konvansiyonel yöntemlerle bir patoloji saptayamadık ancak hastanın diz ağrısı olduğu da bir realite olarak karşımızda durmakta. İşte böyle durumlarda diz çevresi kaslarda triger nokta araştırmalıyız. Bulduğumuz triger noktalara yapacağımız prokain yada lidokain enjeksiyonları, segmental tedavi ve germe eksersizleri ile hastayı sağlığına kavuşturabiliriz. Oldukça pahalı ve zahmetli tetkikler sonrası hastaya verilen ilaçlara rağmen ağrılarında bir değişiklik olmadığı görülüyorsa triger noktayı mutlaka aklımıza getirmemiz ve araştırmamız gerekir.


MYOFASYAL TRİGER NOKTALARI (TETİK NOKTALAR)


Kas fibrillerinin (aktin-miyozin komponenti) normal fonksiyonel ilişkisinin bozulduğu, palpasyonla hassas olarak saptanan patolojik kas alanlarıdır. Hassas bulunan noktaya bastırıldığında çevreye veya uzak noktalara yayılan, bedenin hemen tüm adalelerinde bulunan, aktif olduğunda dokuda değişiklikler gözlenen özel oluşumlardır. Triger noktalar hassas elektronik aletlerin verdiği farklı elektiriksel sinyaller ile tanınabildiği gibi, elektron mikroskobu ile fotograflanmıştır. (1) (Travell ve Simons,  Myofascial pain and Dysfunction The Trigger Point Manuel ,1999. sayfa 57-70) Janet Travell ve David Simons triger noktayı basitçe kas dokusundaki ufak kasılma düğümcükleri olarak tanımlamışlardır.


[Resim1Orta]


Resim 1: Triger nokta basitçe kas düğümcüğü olarak tanımlanmıştır.


Triger nokta, kası hem güçsüz hem gergin hale getirerek etkiler ve parçası oldukları kas grubunda güçlü kasılmalara neden olurlar. (Resim 2) Devamlı kasılma halinde olan kaslar kemikteki origo ve insersiyolarına da gerilim uygulayarak komşu eklemlerde de belirtilerin ortaya çıkmasına neden olurlar. Triger noktalarında ağrının oluşumu yer ve zamandan bağımsız olarak meydana gelir. Öncelikle bölgesel olarak dolaşım, oksijenizasyon ve  dokunun perfüzyonu bozulur. Yani triger oluşumunda çoğu kez perfüzyon disfonksiyonu ve hipoksi hakimiyeti vardır.  Bu durumun devamı halinde metabolizmanın ihtiyaç duyduğu besinlerin azalmasıyla birlikte metabolik artıkların ve yıkım ürünlerinin uzaklaştırılamadığı gözlenir.  Ve dokunun asiditesi meydana gelir, aktif olan noktalar ve çevreleri asidiktir.


Bu kısır döngü regüle edilmediği sürece aylar ve yıllarca ağırlaşarak devam edebilir. Bu kırılması gereken bir kısırdöngüdür. (2) (Travell ve Simons, Myofascial pain and Dysfunction The Trigger Point Manuel, 1999, sayfa 71-75)  İşte fizik muayene ve tetkiklerle patoloji saptayamadığımız eklem ağrılarını açıklamak ancak nöral terapi bakış açısı ile mümkün olmaktadır.


[Resim2Orta]


Resim 2: Triger nokta kası hem gergin hale getirir, hem de kısaltır.


Triger nokta kavramı 150 yıldan beri bilinmektedir.  Yansıyan veya yer değiştirmiş ağrı kavramı 1938’den beri bilinmektedir. 1843 de Frorieb “ağrılı ve gergin kas bandı” terimini kullanmıştır. Adler 1900 de ”yansıyan ağrıdan” bahsetmektedir. “Miyogelose” kelimesi 1931 de M. Lange tarafından ilk olarak kullanılmıştır. “Miyofasial Trigger Point “ ifadesi ise ilk olarak Travell tarafından 1952’de kullanılmıştır. (Dr Janet Travell, Kennedy ve Johnson’un başkanlık döneminde Beyaz Saray doktorluğu yapmış bir hekimdir. Başkan Kennedy’nin kimse tarafından tedavi edilemeyen miyofasial ağrılarını tedavi ettiğinden Beyaz Saray doktorluğuna getirilmiştir. Bu da bir triger noktanın insanın hayatını nasıl değiştirebildiğinin resmidir.) 1993’de Hubbard ve Berkoff, triger noktanın elektomyografik olarak ölçümünü yapmışlardır (3) ( Hubbard DR, Berkoff GM: Myofasial Trigger points show spontaneous needle EMG activity. Spine 18: 1803-1807,1993)


[Resim3Orta]


Triger nokta vücuttaki 200 çift kasın herhangi birinde gelişip rahatsızlık yaratabilir, ağrıları oldukça yaygındır. Rastgele seçilmiş 200  erişkin üzerinde yapılan araştırmada omuz kaslarında bayanlarda % 54 , erkeklerde % 45 latent triger noktası saptanmıştır.  Triger noktaya bağlı ağrılar bebek ve çocuklarda dahi görülebilir.(4) (Travell ve Simons ,Myofascial pain and Dysfunction The Trigger Point Manuel , 1999 sayfa 13)


Triger noktaları aktif ve latent olmak üzere klinik olarak ikiye ayrılır:
Aktif Triger Noktaları; Ağrı hareketle de dinlenmede de olabilir
Latent Triger Noktaları; Yansıyan ağrı ancak baskıyla ortaya çıkar.
Triger noktaları çok zaman aktif olmayabilir ve latent triger noktası ikinci bir uyaran olmadan sessiz kalabilir. (5) (Sola AE, Rodenberg ML, Gettys BB ; İnsidence of Hipersensitive arease in posterior schoulder  muscles. Am J Phy Med 34; 585-590, 1955 )


Lumbo-gluteal kaslarda latent triger nokta konusunda araştırma yapılan 100  kişinin 45 inde Quadratus Lumborum kasında, 41’inde Gluteus Medius kasında, 24’ünde İliopsoasta, 11’inde Gluteus Minimusta, 5’inde Piriformiste latent triger nokta saptanmıştır. (6)Frohlich D , Frohlich R: Das priformis syndrom: eine haufige Differantial diagnose des lumbo-glutealen schmerzes , Manuelle  Medizin 33:7-10, 1995)


Aktif triger noktaları en çok M. Trapezius kasında görülür. Gerilim tip baş ağrılarının en
sık nedeni aktif triger noktası TrP1’dir.


[Resim4Orta]


MİYOFASYAL TRİGER NOKTALARIN SEMPTOMLARI


Yansıyan ağrı: Triger nokta üzerine basınç uyguladığınızda hasasiyet elektiriksel bir ileti gibi yayılır, ağrı noktanın kendisinden uzak bir noktaya yansır. Muayene sırasında mutlaka parmağınızın altında trigerin o gerginliğini ve titreşimini hissedersiniz. Romatolojide tanımlanan hassas nokta ile asla karıştırılmamalıdır. Hassas noktaya dokunamazsınız aşırı ağrılıdır, zaten siz dokunmadan önce hasta tarafından ağrılı nokta olarak tanımlanır. Ancak triger nokta genellikle hastanın tanımladığı ağrı noktasından uzaktadır. Biz basınç uygulayınca ağrının ortaya çıktığı bir noktadır. Rectus abdominisdeki bir triger nokta akut apandisiti taklit edebilir. Adet dönemi ağrılarının bazılarını karın kaslarındaki triger noktalarla açıklamak hiç de yanlış olmaz ve bu örnekleri çokça çoğaltabiliriz.


Entrapment Bulguları (Sinir sıkışması): Triger nokta nedeniyle kasılı pozisyonu süregenleşmiş kasın içinden geçen sinirin sıkışması mümkündür. Uyuşma karıncalanma, kaslarda güçsüzlük ve gerginlik görülür ve karpal tünel sendromu ya da tarsal tünel sendromu ile sık sık karışabilir. Pronator Teresteki triger nokta karpal tünel sendromuna sebep olabilir.


Vasküler Bulgular: Triger nokta kas içinden geçen damarları basıya uğratarak ve perfüzyonu ve dolaşımı etkiler; Ekstremitede soğukluk, nabızsızlık, karıncalanma  vb görülebilir. Soleus kasındaki triger nokta ekstremitenin venöz dolaşımını engelleyerek ayak bileklerinde şişme ve ödeme neden olabilir.


Postral bozukluklar: Servikal ve lomber triger noktaları lordozda düzleşmeye ve yıllarca sürerlerse skolyoza bile neden olabilirler. Zamanında yaptığımız bir triger nokta tedavisi ile hastayı skolyozdan korumak hiç de hafife alınamayacak değere sahip bir yaklaşımdır.
 
MİYOFASYAL TRİGER NOKTA NEDENLERİ


Kaza, düşme, gerilme ve aşırı çalışma triger nokta oluşumunun en bilinen nedenleridir. Geçirilen travmalara bağlı kırıklar, çıkıklar ve kas yırtılmaları, yumuşak doku travmaları, yumuşak doku ve kemik enfeksiyonları triger nokta oluşumuna neden olabilirler. Gluteal kasa yapılan enjeksiyonlar da bazen triger noktaya sebep olabilmektedir. Meslek hastalıkları veya arka cepte sürekli taşınan ve gluteal kasa basınç yapan cüzdan da suçlanabilir. Hareketsiz ve sporsuz yaşamak olduğu gibi aşırı spor da triger nokta oluşumuna neden olabilir. Kasların aşırı bilinçsiz ve yanlış kullanımı triger noktaların oluşumunda oldukça sık karşımıza çıkan nedenlerdendir.  Psikolojik durumunda çok zaman triger nokta oluşumuna neden olabilir. Depresif bir insanın daima aynı pozisyonda durması kas metabolizması üzerine olumsuz etkide bulunur ve triger nokta oluşur. Katatonik şizofreni bunun uç bir örneği olarak söylenebilir kanısındayız. Triger nokta açısından kas metabolizmasına bakınca  Vitamin B1, B6, B12, C-Vit, Folik asit; ayrıca kalsiyum, magnezyum, potasyum ve demir hayati öneme sahiptir.  Bu vitamin ve minerallerin eksikliği özellikle yaşlılar, hamileler, diyet yapanlar, düşük ekonomik seviyeliler, depresyon ve ciddi hastalık grubunda görülmektedir.


MİYOFASYAL TRİGER NOKTALARIN TEDAVİ


Triger nokta tedavisindeki zorluk ağrının, her zaman triger noktanın olduğu yerde olmamasından kaynaklanmaktadır. Geleneksel ağrı tedavisindeki yaklaşıma göre terapi  genellikle ağrının bulunduğu bölgeye yapılır ama triger noktada yansıyan ağrı söz konusudur. Bu sebeple her kasın triger noktalarının oluştuğu bölgelerin bilinmesi gerekmektedir. Gerçek triger noktayı bulmadan yapılan tedavi etkisiz veya geçici olur.


Triger noktalarının bulunmasıyla beraber nöral terapide şu adımları takip ederiz:
• Triger noktalarının lokal enjeksiyonu: Parmaklarımızın altında yerini iyice lokalize ettiğimiz triger nokta, % 0.5-1 lidokain veya prokainle tamamen yumuşuncaya kadar sulanır.
• Bulunan trigerin ilgili kasının bağlı bulunduğu segment içindeki refleks zonlarına Quaddel yapılır
• Segmentteki skatris dokusuna enjeksiyonu yapılır.
• Son olarak ilacın kas içinde dağılımını sağlayacak germe eksersizleri mutlaka  uygulanmalıdır. Germe hareketlerinin yapılmadığı takdirde terapi eksik kalır.


Aktif Myofasial Triger Noktalarının tedavisinde ağrının olduğu yer değil, triger noktanın
kendisinin tedavi edilmesi gerektiği unutulmamalıdır.


Son olarak kas metabolizmasının kimyasal ve hormonal nedenlerle bozulması triger nokta tedavisinde dirençle karşılaşmamıza neden olur. Ayrıca nikotin, kafein, alkol  tedavide başarı oranımızı azaltan unsurlardır.


Nöral terapide her zaman olduğu gibi, ağrılı hastalıklara yaklaşırken, önce lokal enjeksiyon, sonra segment, genişletilmeş segment ve ağrının devamı halinde bozucu alan araştırmalıyız.


Hepinize regüle olmuş yaşamlar diliyoruz.


 


Op.Dr.Hasan Doğan  ( [email protected]   )  
Dr.Tijen Acarkan    ( [email protected]  )

<



Hava kirliliği kalbi vuruyor

Karbonmonoksit gazının, farelerin kalbinin kusurlu oluşmasına neden olduğu ortaya çıktı. Fransa’daki Montpellier ve Avignon üniversitelerinden bilim adamları, kirli havanın vücuda




20 adet kiraz 1 Aspirin eder

Kirazda bulunan ‘antosiyanin’ maddesinin ağrı kesici etkisinin Aspirin’den 10 kat fazla olduğu belirtiliyor. Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte manav tezgâhlarında yerini




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir